Dünya

Epstein Belgelerinde Kritik Madenler ve Nadir Toprak Elementleri Öne Çıktı

ABD’de kamuoyuyla paylaşılan son Jeffrey Epstein belgeleri, yalnızca finans ve siyaset bağlantılarını değil, global kritik mineraller rekabetini de gündeme taşıdı.

ABD’de kamuoyuyla paylaşılan son Jeffrey Epstein belgeleri, yalnızca finans ve siyaset bağlantılarını değil, global kritik mineraller rekabetini de gündeme taşıdı. Yeni belgeler, Epstein’in nadir toprak elementleri ve stratejik madenlerle ilgili düzenli olarak bilgilendirildiğini ortaya koyuyor.

Belgelerde yer alan sunum ve brifingler, klasik madencilik raporlarından çok daha kapsamlı bir jeopolitik risk değerlendirmesi niteliği taşıyor. Ana odağı ise küresel nadir toprak elementleri piyasasında Çin’in hakimiyeti ve alternatif tedarik merkezlerinin önemi oluşturuyor.

Epstein’e iletilen materyallerde, nadir toprak elementleri enerji dönüşümü ve yüksek teknoloji üretimi için kritik girdiler olarak tanımlanıyor. Belgelerde, Çin’in dünya üretiminin yaklaşık %95’ini kontrol ettiği belirtiliyor. Bu durum, tedarik zincirindeki riskleri ve olası fiyat artışlarını gündeme getiriyor.

Sunumlarda yer alan bir ifadeyle jeopolitik tablo özetleniyor: “Orta Doğu’da petrol varsa, Çin’de nadir toprak elementleri var.” Bu yaklaşım, stratejik hammaddelerin sadece ekonomik değil, aynı zamanda uluslararası güç dengeleri açısından da ne kadar kritik olduğunu gösteriyor.

Belgeler ayrıca, Çin’e yüksek ölçüde bağımlı olan ülkelerin bu durumdan çıkabilmek için Moğolistan gibi alternatif kaynaklar üzerinde işbirliği arayışında olduğunu yansıtıyor. Moğolistan, Çin dışı yeni bir tedarik kaynağı olarak analizlerde “potansiyel fırsat” olarak öne çıkıyor.

Nadir toprak elementleri, hibrit araçlar, yenilenebilir enerji teknolojileri ve ileri üretim süreçlerinde kullanılan birçok kritik minerali içeriyor. Bu nedenle tedarik zincirindeki hakimiyet savaşları, ekonomik güvenlik kadar stratejik jeopolitik rekabetin de önemli bir parçası hâline geliyor.