Politika

Meclis'in önünde bir beyaz Toros'un yakılması herhalde tesadüf değildir

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM önünde yakılan 'beyaz Toros'a ilişkin, 'Sıradan bir adli olay gibi görünüyorsa da komisyonun toplanacağı, ilk dinlemeye başlayacağı gün Meclis'in önünde bir beyaz Toros'un yakılması herhalde tesadüf değildir.' dedi.

TBMM Başkanı Kurtulmuş, Meclis Tören Salonu'nda AA Editör Masası'nda gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nda 'özerklik' konusunun konuşulduğuna ilişkin iddialara cevap veren Kurtulmuş, 'Komisyon çalışmalarında hiçbir şekilde 'özerklik, bağımsızlık, ayrı bir bölge, Kürtçenin resmi dil olması' gibi en ufak bir talep gündeme gelmedi. Böyle bir talebin olmadığı ilgililer tarafından dile getirildi. Maalesef o kadar açık bir provokasyon oldu ki bir milletvekili arkadaşımız komisyonda konuşulmamış, hiçbir şekilde dile getirilmemiş bir konuyu madde madde 'komisyonda bugün şunlar, DEM Parti tarafından konuşuldu.' diyerek her cümlesi yalan olan bir paylaşımda bulundu. Bu, kabul edilemez. Bu, süreci doğrudan dolayı baltalamaktır.' diye konuştu.

'Gelin komisyonda siz de olun. Burada ne konuşuluyor? Karşı çıkacağınız konulara karşı çıkın, hassasiyetleriniz neyse onları söyleyin.' diye çağrıda bulunduklarını dile getiren Kurtulmuş, 'Herkes komisyonda geliyor, hassasiyetlerini söylüyor ama hiç kimsenin Türkiye siyasi tarihinde görünmemiş bir siyasi ittifakla bugüne kadar getirdiğimiz komisyon çalışmalarını provoke etmesini doğru bulmuyoruz.' ifadesini kullandı.

- Meclis önündeki aracın yakılması

TBMM önünde yakılan 'beyaz Toros'a ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Kurtulmuş, 'Sıradan bir adli olay gibi görünüyorsa da komisyonun toplanacağı, ilk dinlemeye başlayacağı gün Meclis'in önünde bir beyaz Toros'un yakılması herhalde tesadüf değildir. Bunların farkında olmamız lazım, yaptığımız işin ciddiyetine sahip olmamız lazım. Bu konu hiçbir şekilde ne kişisel, ne de siyasi PR meselesi değildir. Eğer bu konuyu kazanırsak hep beraber kazanacağız. Kaybedeceğimiz zaman da tekrar Türkiye'nin terörlü günlere dönmesinin ne ağır bir bedeli olacağını görüyoruz. Dolayısıyla burada herkes hassas olsun, dikkatli olsun. Kişisel ve siyasi PR'ların yeri yoktur burada. Buna tevessül edenleri de milletimiz görür.' şeklinde konuştu.

PKK'nın kendini feshetme ve silah bırakma kararı ile SDG'nin silah bırakmaya direnç göstermesi anımsatılarak, Suriye'deki SDG'nin yapılanmasının komisyonda gündeme gelip gelmeyeceğine yönelik soru üzerine Kurtulmuş, şunları kaydetti:

'Yeni bir durum söz konusu. Sadece Suriye'de değil, bölgede yeni bir durum söz konusu. Yeni durumda bizi çok yakından ilgilendiren iki tane çok önemli konu var. Bunlardan birisi İsrail'in izansız, vicdansız, insafsız, hukuksuz bir şekilde sürdürdüğü altın vuruşunu gerçekleştirme çabası yani kendisine vadedilen arz-ı mevut dedikleri, o hamasi, irrasyonel bir ideolojinin peşinde artık koşmanın ötesine onu gerçekleştirme noktasına geldi. Zaten bu on yıllardır devam eden bir süreç. Gazze'deki bu soykırımla birlikte de bu artık sınır tanımaz bir noktaya geldi. Bölgedeki bütün devletleri tehdit ediyor. Tehdidi sözle değil, silahla, bombayla yapıyor. İran'ı, Lübnan'ı, Suriye'yi, Yemen'i vuruyor. Bölgedeki bütün ülkeleri tamamıyla kontrol altına almaya çalışıyor.'

Kurtulmuş, küresel emperyalizmin etnik ve mezhebi farklılıklar üzerinden bölgeyi parçalama yöntemini kullandığını, İsrail'in de bu yönteme başvurduğunu belirtti.

İsrail'in bölge ülkelerine yönelik saldırılarına dikkati çeken Kurtulmuş, 'İsrail'in saldırganlığıyla birlikte artık Türkiye için de hayati bir tehdit haline gelen bu yeni durumu karşılamak için Türkiye'nin etnik ve mezhebi farklılıkları ortadan kaldıracak kendi tedbirlerini alması lazım. Bunun yolu da barış ve kardeşlikten geçiyor. Bizim kendi iç kalemizi tahkim etmek ve bunun dışında da Irak'ta olsun, Suriye'de olsun, bütün farklı etnik kökenleri, mezhebi, meşrebi kökenleri ortak bir yönetim altında buluşmasını temin etmemiz lazım. Bu, anın vacibi, zamanın gereğidir. Türkiye bunu yapmak mecburiyetinde. Bunun için Suriye'deki kardeşlerimizin hiçbirisini 'Türkmen'dir, Arap'tır, Kürt'tür, Ezidi'dir, falanca gruptandır' diye ayırmayız, ayırmamalıyız.' değerlendirmesinde bulundu.

Bölgedeki bir diğer gelişmenin Suriye yönetiminin değişmesi olduğuna işaret eden Kurtulmuş, eski Suriye yönetiminde Kürt'ün kimliğinin tanınmadığını kaydetti.

Kurtulmuş, 11 yıllık çok ağır bir tablodan sonra Baas rejiminin değiştiğini dile getirerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

'Yeni bir yönetim kuruldu. Onun da getirdiği büyük sancıların olduğunun farkındayız yani bu yönetime bizim en temel tavsiyemiz ne? En başından itibaren burada bütün farklı etnik, mezhebi grupların bir çatı altında toplandığı üniter bir yapının sağlanması ve burada herkesin söz hakkına sahip olduğu bir demokrasiye doğru geçişin temin edilmesidir. Bu çerçevede Suriye Devlet Başkanı Sayın Ahmed Şara ile Mazlum Abdi arasında 8 maddelik bir anlaşma imzalandı. O anlaşmada üniter bir Suriye yapısının kurulmasının alt açılımları var. Biz bu anlaşmaya uyulmasını bekliyoruz. Suriye'deki bütün unsurlar için söylüyorum. Oradaki Kürtler için de söylüyorum. Suriye Kürtleri yayılmacı, emperyalist İsrail'in emellerine hizmet edecek bir hayal içinde olmazlar.'

- 'SDG ve Suriye Kürtlerini ayrı görmek gerekiyor'

Kurtulmuş, 'Suriye Kürtleriyle ilgili böyle bir endişeniz mi var?' sorusuna ise şu yanıtı verdi:

'SDG ve Suriye Kürtlerini ayrı görmek lazım. Örgütsel yapılar ayrı şeyler. Örgütsel yapıların hiçbirisi zaten toplumun tamamını temsil etmiyor dolayısıyla biz orada Kürtlerin, Türkmenlerin, Arapların bütün bu unsurların kardeşliğini sağlayacak bir çatının olmasını, bunun da ancak hak ve özgürlükler temelinde ve demokratik bir yapılanmayla, herkesin taleplerinin gündeme getirildiği bir yapılanmayla mümkün olacağını düşünüyoruz. İsrail, Türkleri çok seviyor da Kürtleri sevmiyor değildir. Kürtleri çok seviyor da ya da Arapları sevmiyor değildir. İsrail bu bölge halklarının hepsinden nefret eder. Siyonist rejimi kastederek söylüyorum. İsrail, bu bölge halklarının hiçbirisini insan yerine koymaz. Bunları kendilerine hizmet etmesi gereken mahluklar olarak görür.

Dolayısıyla bölge halklarının dini, mezhebi, meşrebi, etnik kökeni ne olursa olsun bu realiteyi görmelerini istirham ediyoruz. Bizim bizden başka dostumuz yok. Bu bölgede yaşayan insanlar, hep beraber birlikte barış içinde, daha güçlü bir bölgeyi tesis etmemiz lazım. Terörsüz Türkiye için çırpınıyoruz. Terörsüz Türkiye'yi kurmayı başarırsak, hiç şüphesiz hemen o gün, ertesi güne kalmadan Terörsüz Türkiye, terörsüz bir Suriye'nin de kapılarını açacak. Terörsüz Türkiye, inşallah terörün tamamıyla ortadan kalktığı bir Irak'ı ve diğer bölge ülkelerinin kapılarını açacak. Hatta Lübnan'a ve daha güneyimizdeki ülkelere de etki edecektir diye düşünüyorum.'

(Sürecek)