Hava Durumu

  • 16:18
  • $32.6074
  • 34.7351
  • BIST100:9.727,52

Yazar: Alp Sevimlisoy

Ne Dilediğinize Dikkat Edin: Çok Kutupluluğu Savunanlar Pax-Americana’yı Özleyecekler

Fotoğraf: AA
Şu anda Akdeniz’den Kızıldeniz’e, Karadeniz’e ve ötesine uzanan suları kapsayan jeo-stratejik manzara incelendiğinde, Birinci Dünya Savaşı’na zemin hazırlayan yerel çatışmaların yankıları, modern Soğuk Savaş dönemine kıyasla çok daha yakın bir…

Şu anda Akdeniz’den Kızıldeniz’e, Karadeniz’e ve ötesine uzanan suları kapsayan jeo-stratejik manzara incelendiğinde, Birinci Dünya Savaşı’na zemin hazırlayan yerel çatışmaların yankıları, modern Soğuk Savaş dönemine kıyasla çok daha yakın bir jeopolitik ‘akran’ olarak karşımıza çıkmaktadır. Bugün ticaretten teknolojiye ve hatta askeri ittifak yapılarına kadar uzanan çok daha geniş bir yelpazede karşılıklı bağlantılar mevcuttur. Soğuk Savaş döneminde birbirinden kesinlikle ayrı iki sistem mevcutken, şu anda sadece tek bir sistem mevcuttur ve bu sistem sadece tek bir galibe dayanabilir. Bu nedenle, kurallara dayalı yerleşik uluslararası sistemi sürdürmek isteyen müttefik uluslar topluluğu için, ortak karşılıklı ve bölgesel güvenliğe vurgu ile birlikte apolitik yönetişim çok önemlidir. Doğu Akdeniz’den Orta Doğu’ya kadar uzanan ulusların anayasalarına yerleştirilmiş birleşik bir pan-devlet doktrini, küresel ölçekte hem NATO çıkarlarının hem de üye olmayan daha geniş ulus devletlerin kendilerine özgü hedeflerinin güvence altına alınmasını sağlamak için zorunludur.

İran İslam Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu ve daha geniş anlamda Çin Halk Cumhuriyeti gibi bölgesel tehditlerden doğrudan ya da vekâleten kaynaklanan entrikalara ilişkin pek çok kişi tarafından paylaşılan endişeler, yeni askeri ve gizli komuta yapıları altında azaltılmalıdır. Hem NATO hem de Müttefik Milletler Topluluğu uyarınca operasyonel başarımız, CENTCOM’un Orta Doğu’daki alt birimlerinin, Akdeniz’i kapsayan bir MEDCOM’a göre belirlenmesi gereken yenilikçi bölgesel oluşumlarla ortak hedefleri gerçekleştirmesi ve bu birimleri Kızıldeniz’deki statükoyu korumayı amaçlayan halihazırda aktif olan çok uluslu Görev Gücü ile birleştirmesi yoluyla elde edilecektir. İsrail’deki çatışma, dışarıdan bakan pek çok kişi tarafından tarihsel özellikleri olan varoluşsal bir savaş olarak görülse de, aslında Rusya’nın Ukrayna birliklerinin uluslarını özgürleştirmek için yürüttüğü cesur kampanyayı baltalamak amacıyla daha fazla cephe açma arzusunun daha geniş bir tezahürüdür. ‘Çatışmalar Arası’ korelasyon, İran’ın Sünni-Şii fay hatlarının bulunduğu halklar arasındaki konumunu güçlendirmek için uluslararası hukuka aykırı vekil grupları kullanmayı tercih etmesi ve Tahran’ın değişim isteyen kendi halkları (artık doğrudan hedef alınması gereken uluslararası meşru tehditler haline gelen Husiler de dahil) üzerindeki kontrolünü bile etkilemiş olan iç huzursuzluk yıllarının ardından kendini yeniden konumlandırması yoluyla da nüfuz etmeye devam etmektedir.

Bu bölgesel kışkırtıcılar, Kızıldeniz üzerinden kilit noktalara giden ticaret gemilerinin karşılaştığı kanunsuz saldırıların uluslararası mutabakatını ve sonuçlarını değerlendirmeye çalışan Çin Halk Cumhuriyeti’nin entrikalarına yardımcı olmakta ve küresel ‘düzeni’ altüst etmeye yönelik kendi umutsuz girişimini tartmaktadır ki bu da muhtemelen Taipei çevresinde bir ÇKP blokajı yoluyla gerçekleşecektir; Tayvanlıların elindeki yüksek hazırlık seviyesi, ekipman ve tahkimatla Pekin aksi takdirde amfibi bir yaklaşımda zorlanacaktır.

ABD, birbirini izleyen on yıllar ve dönemler boyunca, hem kara birliklerinin yerleştirilmesini hem de bölgesel çatışmaların başlangıcında kullanılmasını içeren uluslararası ‘garantörlük’ rolünün altını çizmiş ve küresel güvenlik için belirgin stratejik kazanımlar elde etmiştir. ABD hegemonyasının başarısı, İkinci Dünya Savaşı’ndan 90’lı ve 00’lı yılları kapsayan on yıllar boyunca Körfez Savaşları’na kadar uzanan tarihsel süreçte bu tehditler göz ardı edilmiş olsaydı, daha büyük bölgesel ve jeopolitik sonuçlar doğurabilecek önleyici geniş çaplı savaşlar açısından sadece ‘kötü aktör’ ülkeler tarafından kendisine veya bir müttefikine yönelik saldırı tehdidini yeterli görecek kadar ileri gitmiştir. Çok kutuplu bir dünya kavramı günümüzde medya ve politika üretme ortamlarında tekrar tekrar dile getirilmektedir, ancak özünde “Atlantikçi” ülkelerin çoğunluğu haklı olarak Pax-Americana kavramına bağlı kalmaya devam etmektedir.

Modern ‘Atlantikçi’ ulus devletler, sınır tanımayan bir ticaret çerçevesi içinde olmaya (bunun eksikliğinden korktukları için), Çin’in ve Rusya ve İran gibi bölgesel aktörlerin yarattığı tehdide karşı kolektif güvenlik bütünlüğüne, hatta belirli olasılıkların önünü kesmeyi amaçlayan ‘ittifak içinde ittifaklara’ sahip olmaya öncelik vermektedirler ki bu durum, resmi olarak birbirlerine karşı düşmanlık besleyen ulusların bile (elbette buna rağmen on yıllar önce de dahil olmak üzere) Abraham Anlaşmaları gibi yapılar aracılığıyla bir araya gelmelerini sağlamıştır. İster İsrail liderliği ister Körfez monarşilerinin kendi perspektifinden bakılsın, İbrahim Anlaşmaları, askeri, istihbari, ticari ve diplomatik kademelerin üst kademelerinde halihazırda tesis edilmiş olan bağların güçlendirilmesinin etkili bir şekilde, yani hem kapsamlı hem de ilgili halkların anlayışına cevap verecek şekilde iletilmesini sağlamalıdır. Hem Hukukun Üstünlüğü hem de ‘Devlet düşüncesi’ yoluyla yerel halk üzerindeki anlatıyı kontrol etmek, vatandaşların Abraham Anlaşmalarına uyma konusundaki sivil rollerinin yanı sıra kendi ulusal liderliklerinin genel yaşam kalitesi ve günlük güvenlikleri için çok önemli olduğunu anlamalarını sağlamak için gereklidir. Bugüne kadar anlaşmalara taraf olan ülkeler arasında yürütme düzeyinde gösterildiği üzere, 7 Ekim’den bu yana açık ve gizli bir şekilde devam eden Anlaşmaların dayanıklılığının Orta Doğu’daki yerel halkları kapsayacak şekilde tercüme edilmesi, üye devletler tarafından genişletilmesi gereken bir alan olmaya devam etmektedir.

Bölgesel çatışmalar yoğunlaştıkça, yerel duygular ya organik olarak ya da yıkım yoluyla kilit ulus devletlerin liderlerini uluslararası sonuçları olan siyasi ‘çıkış yollarına’ yönlendirmekte ve çok yönlü bir küresel güç dioraması fikri, önemsiz denizaşırı yönetimler tarafından bir norm olarak lanse edilmektedir, kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet peşinde koşan “yer tutucular” olarak görülüyor (ABD’nin şu anda Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütülen ulusal çıkarlar doğrultusunda kilit bölgelere ve uluslara öncelik verme arzusuyla, genellikle dünya çapında bağlantısız çok kutuplulukla karıştırılan bir yönü birbirinden ayırarak). 2030’lara yaklaşırken, ulus devletler ve yönetimleri, SSCB’nin çöküşünün ardından ABD’nin tek ‘Büyük Güç’ olarak ortaya çıkışının aslında ‘her şeyden önce bir ulus’ deyiminden ziyade uluslararası sürekliliğin fiziksel formda tezahürü olduğunu keşfetme riskiyle karşı karşıyadır, Ordusunun gücü ve para biriminin likiditesiyle desteklenen, saflığını koruyan tek kalıcı doktrin, İmparator Augustus’un müjdelediği ve aynı zamanda “ne dilediğine dikkat et” dediği pax-Americana…

 

Kaynak: The Geopolitics

DEVAMINI OKU KAPAT

Artan Küresel Tehditler Dünya Düzeninde ‘Çığır Açıcı’ Bir Değişimi Zorunlu Kılıyor

Fotoğraf: AA
Dünya genelinde büyük güç rekabetinin geri dönüşü, ülkeleri uyum sağlamaya zorluyor ve Avrupa’dan Hint-Pasifik’e ve Orta Doğu’ya kadar uyum ve harcamalarda büyük değişikliklere yol açıyor. Değişim haritanın her yerinde görülüyor…

Dünya genelinde büyük güç rekabetinin geri dönüşü, ülkeleri uyum sağlamaya zorluyor ve Avrupa’dan Hint-Pasifik’e ve Orta Doğu’ya kadar uyum ve harcamalarda büyük değişikliklere yol açıyor.

Değişim haritanın her yerinde görülüyor ama en çok İsveç ve Japonya gibi ülkeler Rusya ve Çin’den yükselen tehditleri karşılamak için önemli değişiklikler yapıyor.
Hint-Pasifik Komutanlığı’nın başındaki ABD’li Amiral John Aquilino bu ay Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi’nde yaptığı konuşmada “Güvenlik ortamını 40 yıllık üniforma hayatımda gördüğüm en tehlikeli ortam olarak tanımladım” dedi.

Yeni gerilimlerin artması dünya çapında savunma harcamalarının artmasına neden oldu. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü bu yıl yayınladığı yıllık raporda savunma harcamalarının geçen yıl dünya genelinde yüzde 9 artarak 2.2 trilyon dolara ulaştığını açıkladı.

Ülkelere göre bir dağılımda, ulusların çoğunluğu 2021’den 2023’e kadar savunma harcamalarını arttırdı.

Avrupa ülkeleri 2021’de yaklaşık 350 milyar dolar olan harcamalarını 2023’te 388 milyar doların üzerine çıkarırken, Asya ülkeleri de aynı zaman diliminde 500 milyar doların üzerindeki harcamalarını 510 milyar doların üzerine çıkardı.

Harcamalardaki artış kamuoyu görüşüyle de paralel gidiyor. Kasım ayında Ipsos tarafından 30 ülkede yapılan bir ankete katılanların yüzde 84’ü dünyanın daha tehlikeli hale geldiğine inanıyor. 2018’de bu oran yüzde 74’tü (anket İsrail-Hamas savaşından önce yapılmıştı).

Küresel bir güvenlik ve istihbarat firması olan Soufan Group’ta analist olan Joseph Shelzi, “Üçüncü Dünya Savaşı’na günler kaldığını düşünmüyorum ama dünyanın daha istikrarsız hale geldiğini düşünüyorum” dedi.

“Artık daha yüksek bir risk var, örneğin rakiplerin yüksek yoğunluklu çatışmalara girmesi gibi. Bunun şu anda Ukrayna’da yaşandığını görüyoruz ve Tayvan sokaklarında da yaşanma olasılığını görüyoruz.”

Rusya savaşı Avrupa’ya taşıyor
Avrupa’da Rusya’dan gelen tehdit, Rus güçlerinin 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana önemli ölçüde arttı. Savaşın Moskova’nın giderek daha fazla lehine olan uzun bir çatışmaya sürüklenmesiyle de bu tehdit daha da keskinleşti.

Daha küçük Baltık ülkeleri, gelecekteki olası bir Rus saldırısına karşı savunmalarını güçlendirmeye çalıştılar.

Sovyetler Birliği ile aynı düzeyde bir Rus askeri yığınağı konusunda uyarıda bulunan Letonya, Litvanya ve Estonya, bu yıl sığınaklardan ve diğer savunma yapılarından oluşan ortak bir savunma hattı inşa etme konusunda anlaştı.

Daha kuzeyde Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın işgalinin ardından Batı güvenlik ittifakı NATO’ya katıldı.

İsveç 200 yılı aşkın bir süredir sürdürdüğü tarafsızlık politikasını terk ederek bu ay NATO’daki Batılı müttefikleriyle resmi olarak güçlerini birleştirdi. Stockholm bu tarafsızlık politikasını Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş boyunca sürdürdü.

Ancak İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, İsveç’in bu yıl NATO’ya dahil olmasının atılması gereken “doğal” bir adım olduğunu söyledi.

Kristersson NATO’ya dahil olduktan sonra yaptığı konuşmada “NATO’ya, ne olduğumuzu ve neye inandığımızı daha iyi savunmak için katılıyoruz: özgürlüğümüzü ve demokrasimizi” dedi. “Bu ülkemiz için çığır açan bir olaydır.”

Avrupa Politika Analiz Merkezi’nde (CEPA) yerleşik olmayan araştırmacı Minna Ålander, İsveç’in NATO’ya katılmasının “muazzam” olduğunu söyledi. Ålander, bunun Soğuk Savaş döneminden bile daha fazla belirsizlik içeren tehlikeli bir güvenlik ortamının sonucu olduğunu söyledi.

“Soğuk Savaş sırasında, en azından sonuna doğru, güvenilir kuralları olan bir sisteminiz vardı” dedi. “Soğuk Savaş sonrası normlar artık pek çok yerde geçerli değil gibi görünüyor. Ama aynı zamanda oyunun yeni kurallarına da henüz sahip değilsiniz [ve] şu an için tehlikeli olan da bu.”

Soufan Group’tan Shelzi, Rusya ile 800 millik bir sınırı paylaşan Finlandiya’nın da ittifaka başvurarak İsveç’i harekete geçirdiğini söyledi.

“Bu somut bir şey ve bugün bunu haritada görüyorsunuz,” diye devam etti. “Rusya Avrupa’ya savaşı geri getirdi ve bu da tüm Avrupa’daki Avrupalı liderler için bir uyandırma çağrısı oldu.”

NATO üyeleri aynı zamanda ekonomik hasılanın yüzde 2’si hedefini tutturmak için savunma harcamalarını arttırma taahhüdünde bulunuyor ki ABD dışındaki ülkeler tarihsel olarak bu hedefi tutturamadıkları ve güvenlik için yıllarca Washington’a bel bağladıkları için bu bir tartışma konusu.

Her ne kadar 2024 yılında rekor sayıda NATO üyesinin (18 üye) hedefi tutturması beklense de savunma harcamaları konusundaki tartışmalar bu yıl yeni boyutlara ulaştı. Cumhuriyetçilerin 2024 başkanlık seçimleri için muhtemel adayı olan eski Başkan Trump, Rusya’nın NATO’ya ödeme yapmayan ülkelere “ne isterlerse yapmalarına” izin vereceğini söyledi.

CEPA’dan Ålander, Trump’ın yorumlarından sonra Avrupa’da “tam bir şok dalgası” yaşandığını, bunun da savunma harcamalarını karşılama ve bireysel ulusal güvenliği sağlama konusunda yeniden bir karar alınmasına yol açtığını ve bazı ülkelerin, düşman bir başkanın kendilerini terk etmesi halinde ABD’yi gelecekte potansiyel bir tehdit olarak gördüğünü söyledi.

“Bu gerçekten bir Trump sorunu değil. Amerikan iç politikasının değişkenliği ve bunun dış politikayı da etkilemeye başlamasıyla ilgili çok daha uzun vadeli bir sorun” dedi.

NATO’nun yanı sıra Avrupa Birliği de ülkelerin güvenliklerini arttırmaları gerektiğini kabul ediyor ve güvenlik sorunları konusunda işbirliğini arttırma ve savunma harcamalarını yükseltme çağrısında bulunuyor.

Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel bu ay yazdığı bir mektupta “güvenliğimiz ve savunmamızla ilgili gerçek bir paradigma değişikliği” çağrısında bulundu.

Michel, “İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük güvenlik tehdidiyle karşı karşıya olduğumuz şu günlerde, savunmaya hazır olmak ve AB ekonomisini ‘savaşa hazır’ hale getirmek için radikal ve somut adımlar atmanın tam zamanıdır” diye yazdı.

Bazı analistler ABD ve Avrupa’nın askeri yığınağını barışı sağlamaya yönelik bir çabadan ziyade bir tırmanma olarak görüyor.

İlerici Politika Çalışmaları Enstitüsü’nde yeni enternasyonalizm projesinin direktörü olan Phyllis Bennis, NATO aracılığıyla “gücün muazzam bir şekilde tırmandırılmasına” karşı uyarıda bulundu ve silahların konuşlandırılmasını azaltan daha fazla anlaşmanın uygulanması çağrısında bulundu.

“Avrupa için sadece ya da öncelikle güvenlik ve askeri bir yapı olarak tanımlanmayan yeni bir yapıya ihtiyacımız var” dedi.

Bennis bu yapının Rusya’nın geçen yıl çekildiği Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Anlaşması’nı model alabileceğini söyledi. Soğuk Savaş döneminden kalma anlaşma Avrupa’daki konvansiyonel silah ve kuvvetlerin sayısını kısıtlıyordu.

ABD hükümeti, Rusya ile ABD ve Rusya arasında iki taraflı olan konularda müzakere etmeye çalışmalıdır” dedi. “Bu, gerginliğin bir kısmını azaltmak için uzun bir yol kat edebilir. … Bir yerden başlamak zorundasınız çünkü bunun alternatifi sürekli savaş.”

ABD-Çin rekabeti Hint-Pasifik’i karıştırıyor
Dünyanın diğer ucunda ise ABD ve Çin, Çin’in Tayvan’ı işgal etme ihtimali belirirken Hint-Pasifik bölgesinde birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışıyorlar. Kuzey Kore ise ABD ve müttefiki Güney Kore’ye karşı daha da saldırganlaştı.

Washington, Pekin’i Çin lideri Xi Jinping’in kuvvetlerine hazır olmalarını söylediği tarih olan 2027’de Tayvan’ı işgal etmekten caydırmaya çalışırken bölgede ittifaklar kuruyor ve ABD varlığını güçlendiriyor.

ABD geçen yıl Filipinler ile adada dört yeni üs açma konusunda anlaşırken, Beyaz Saray da 2023 yılında Vietnam ile savunma işbirliğini derinleştirmek için bir anlaşma imzaladı. Palau, Malezya ve Singapur ile de bağlar giderek güçleniyor.

ABD 2021’de Avustralya ve İngiltere ile AUKUS olarak bilinen ve Canberra’ya nükleer güçle çalışan denizaltılar göndermeyi ve her üç ülke arasında gelişmiş silah geliştirmeyi artırmayı amaçlayan yeni bir Hint-Pasifik anlaşması imzaladı.

Ancak ABD için bölgedeki belki de en önemli müttefik, Çin ve Kuzey Kore’den gelen tehdide karşı koymada önemli bir ortak olarak ortaya çıkan Japonya’dır.

Dünya Savaşı’ndan sonra yürürlüğe giren pasifist savunma politikasından uzaklaşan Tokyo, 2027 yılına kadar savunma bütçesini iki katına çıkararak ABD ve Çin’in ardından en fazla askeri harcama yapan üçüncü ülke olmayı planlıyor.

Japonya ayrıca ölümcül silahların ihracatına izin vermek için kuralları değiştirdi ve saldırgan askeri eylemleri yasaklayan İkinci Dünya Savaşı dönemi politikasından bir başka önemli değişiklik olan karşı saldırı kabiliyetinin geliştirilmesi çağrısında bulunan bir strateji yayınladı.

Bir Japon Savunma Bakanlığı yetkilisi bu ay The Hill’e verdiği demeçte politikadaki değişimin caydırıcılığı arttırmak ve “saldırganlık niyetini durdurmak” için gerekli olduğunu söyledi.

Pasifik Forumu’nda Hint-Pasifik dış ve güvenlik politikası programının kıdemli direktörü John Hemmings, Pekin yanlısı Japon fraksiyonunun azalan etkisinin yanı sıra Çin’in yükselişi sırasında büyüyen ve İkinci Dünya Savaşı dönemindeki Japon imparatorluğundan daha kopuk yeni bir neslin Tokyo’daki değişimi tetiklediğini söyledi.

Hemmings, “Zaman içinde bu destek içten içe daha askeri bir hal aldı” ve “Çin tehdidi çok daha popüler hale geldi” dedi.

Hemmings ayrıca ABD, Japonya ve Güney Kore’nin geçen yıl Camp David’de yeni bir üçlü ittifak kurduğunu, Tokyo ve Seul’ün daha güçlü bir ilişki kurmak için tarihi farklılıkları giderdiğini belirtti. Japonya’nın giderek güçlü bir ABD müttefiki haline geldiğini söyledi.

Hemmings, “Japonya, ABD’nin uyum çabaları için bir kolaylaştırıcı haline geliyor,” dedi. “Pek çok eleştirmen onların sadece ABD’nin kuklaları olduğunu söyleyecektir. Ben hiç de öyle düşünmüyorum. Aksine, Japonya’nın Hint Pasifik konseptinde entelektüel liderlik yaptığını düşünüyorum.”

Orta Doğu’da gerilim tırmanıyor
İstikrarsız Orta Doğu’da İran’dan kaynaklanan tehdit giderek büyürken uzmanlar Tahran, vekilleri ve ezeli düşmanları İsrail arasında büyük bir bölgesel savaş çıkabileceği uyarısında bulunuyor.

Orta Doğu’daki gerilim geçen yıl ABD’nin bölgedeki en önemli müttefiki İsrail ile Gazze’deki İran destekli Filistinli militan grup Hamas arasındaki büyük savaşla patladı.

Gazze’deki çatışma İsrail ile Lübnan’daki İran destekli askeri ve siyasi grup Hizbullah’ı topyekûn bir savaşa yaklaştırırken, her iki taraf da sınır üzerinden sık sık top ve roket atışları yapıyor.

Atlantik Konseyi’nde milenyum araştırmacısı olan Alp Sevimlisoy, “İran’la daha büyük bir çatışmaya doğru gidiyoruz” dedi. “Önümüzdeki birkaç yıl içinde İran’a karşı doğrudan askeri harekata girişmek zorunda kalmamız çok muhtemel.”

Devam eden savaşı tetikleyen 7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’in güneyine düzenlediği ölümcül saldırılarda 1.100’den fazla kişi öldü, 250 kişi de kaçırıldı ve İsrail’i Gazze ve kuzeyde Lübnan çevresinde daha fazla güvenlik aramaya zorladı.

İsrail için hem Hamas ve Hizbullah tehdidinin hem de Irak, Suriye ve Yemen’de vekilleri olan daha geniş bir sorun olan İran’ın evinin yakınında olması giderek daha kabul edilemez hale geliyor.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant Ocak ayında The Wall Street Journal’a verdiği demeçte “Tek bir düşmanla değil, bir eksenle savaşıyoruz” dedi. “İran, kullanmak üzere İsrail’in etrafında askeri güç oluşturuyor.”

Hizbullah’tan gelen en yakın tehdit, İsrail sınır krizini çözmeye çalışırken yakın gelecekte topyekûn bir savaşa dönüşebilir. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin (CSIS) yeni raporuna göre bu durum dünya çapında olmasa bile bölgesel bir krize yol açabilir.

CSIS, “[İsrail ve Hizbullah arasındaki] bir savaş, ABD ve Avrupa da dahil olmak üzere Orta Doğu ve ötesindeki halklar arasındaki gerilimi önemli ölçüde artırabilir ve İran destekli grupların İsrail, ABD ve bölgedeki ve kıyı bölgelerindeki ticari hedeflere yönelik saldırılarının artmasına yol açabilir” sonucuna vardı.

Atlantik Konseyi’nden Sevimlisoy, ABD’nin İran’la bir savaşa hazırlanmak için bölgedeki Arap ülkeleriyle ittifakını güçlendirmeye çalışabileceğini söyledi.

“Bu artık ittifaklar ve koalisyonlarla ilgili bir dönemdir” dedi.

“Orta Doğu’da Körfez’deki müttefiklerimizle birlikte, İran’ın şu anda büyük bir kaosun yaşandığını gördüğümüz birçok ülkede vekillerini daha fazla kullanmayı seçmesi ya da İran’ın nükleer silahlara sahip olma konumunu ABD’nin hegemonyasına ya da tek tek Körfez ülkelerinin ulusal güvenliğine meydan okumak için kullanmaya karar vermesi durumunda, İran’a karşı kesinlikle çatışma planları üzerinde çalışmalıyız.”

 

Kaynak: The Hill

DEVAMINI OKU KAPAT

Zelenskiy’nin Üst Düzey Generali Kovmasının Ardından Ukrayna Yeni Bir Başlangıç Arayışında

Fotoğraf: AA
Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelensky, Rusya’nın işgal ettiği günden bu yana yapılan en büyük askeri değişiklikle üst düzey generalini görevden aldı; bu, Kiev’in savaştaki büyük başarısızlıkları aşmak için yeni bir…

Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelensky, Rusya’nın işgal ettiği günden bu yana yapılan en büyük askeri değişiklikle üst düzey generalini görevden aldı; bu, Kiev’in savaştaki büyük başarısızlıkları aşmak için yeni bir başlangıç arayışında olduğuna dair bir işaret.

 

Zelensky’nin geçen hafta, 2021’den beri Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin genelkurmay başkanı olan General Valery Zaluzhny’yi görevden alması, Ukraynalı birliklerin daha büyük bir Rus ordusuna karşı büyük zorluklarla karşı karşıya olduğu savaş sahasındaki dinamikleri değiştirmeyecek gibi görünüyor. Aynı zamanda, daha fazla ABD güvenlik yardımının belirsiz olduğu bir dönemde. Ancak yeni bir genelkurmay başkanı atanması, Albay General Oleksandr Syrsky’nin, Zelensky’nin bu zorluklara çözüm bulmak için yeni bir strateji ve liderlik talep ettiği politik bir mesajı iletmek için bir fırsat sağlar.

 

Savaşın gidişatını etkilemenin bir yolunu arayan Zelensky’nin, “Bu noktada yapabileceğimiz gerçekten etkili bir şey yok, ancak yine de bir şeyler yapacağız” düşüncesini yansıtan bir işaret olduğunu belirten Cornell Üniversitesi’nde savunma politikalarını inceleyen Profesör David Silbey, “Umutsuzluk belirtisi olarak düşünüyorum” dedi.

 

Görevden alınma nedeni tam olarak belirsiz olsa da, Zaluzhny’nin görevden alınması haftalardır beklenen bir gelişme oldu ve bu, onun ve Zelensky arasındaki açık çekişmelerin ardından beklenen bir gelişme oldu.

 

İlişkilerindeki çatlaklar, 2022’de Zelensky’nin askeri, Ukraynalıları ikamet değişiklikleri için izin almaya zorlaması gibi küçük yollarla ortaya çıktı. Ve çatlaklar, geçen yılki Ukrayna askeri başarısızlıklarının ardından daha da büyüdü.

 

Zaluzhny, son aylarda medyada görüşlerini dile getirdikten sonra Zelensky ile çatıştı. Kasım ayında The Economist’e verdiği bir röportajda, savaşı “durgunluk” olarak nitelendirdi, bu da Ukrayna devlet başkanının itiraz ettiği bir şeydi. Başarısız karşı saldırıdan sonra, general savaşa daha karamsar bir bakış açısı sundu ve Zelensky’nin Ukrayna’nın sadece daha fazla silah ve yardıma ihtiyaç duyduğu anlatısını sorguladı. CNN için yazdığı makalede Ukrayna’nın “ana müttefiklerinden askeri destekte azalmayla başa çıkmalı, kendi politik gerilimleriyle boğuşmalı” dedi.

 

Zaluzhny’nin büyük popülerliği nedeniyle Zelensky için bir politik tehdit oluşturabileceği spekülasyonları olsa da, Jean-Marc Rickli, Cenevre Güvenlik Politikası Merkezi’nde küresel ve ortaya çıkan risklerin başı, kovulmanın muhtemelen iki lider arasındaki çekişmeli anlatılardan kaynaklandığını söyledi.

 

“Öte yandan, Zelensky’nin umutlarla dolu bir anlatısı var ve işi yapıyoruz, Batı’dan destek sağlamak için. Diğer taraftan, plana göre gitmiyor ve şu anda Ukrayna acı çekiyor ve teknolojik bir çıkış gerçekleşmediği sürece durumun yakın bir zamanda değişmeyeceği konusunda daha gerçekçi bir anlatı var. İki liderin anlatısının çatışmasıyla iki çelişkili mesajı Batılı müttefiklere ilettiğini söyledi. Perşembe günü görev değişikliğini duyurduğunda Zelensky, “Bu politik bir mesele değil” dedi. Zaluzhny’e zaman ayırdığı ve ona başka bir görev teklif ettiği için teşekkür etti, ancak yeni liderlik zamanının geldiğini ve “genel komutanlığın sıfırlanması gerektiğini” vurguladı.

 

Zaluzhny, Ukrayna’nın Rus işgalini ilk günlerde püskürttüğü ve 2022 sonbaharında Kherson ve Kharkiv karşı saldırılarında toprakları geri aldığı savaşı yönetti ve bu da ona önemli bir popülerlik kazandırdı. Ancak geçen yılki beklenen karşı saldırı, siperlenmiş Rus kuvvetlerini aşamadan başarısız oldu ve o zamandan beri dengeler Ukrayna aleyhine döndü.

 

Ve Ukrayna, ciddi bir endişe kaynağı olan mermi ve kaynaklarda azalıyor, çünkü ABD, Ukrayna’ya yeni para gönderip göndermemeyi hala tartışıyor. Zelensky, Eylül’den bu yana iki kez Washington’a giderek Kongre liderleriyle buluştu.

 

Zelensky, Perşembe günkü konuşmasında Ukrayna’nın savaştaki zorluklarına dikkat çekti ve Ukraynalıların “zaferden daha az bahsettiğini” uyarısında bulundu. “Topraklarımızın hedeflerine ulaşamadık,” dedi Zelensky, başarısız 2023 karşı saldırısıyla ilgili. “Dürüst olmalıyız, bu duraklama hissi… kamusal ruhu etkiledi.”

 

Ukrayna lideri aynı zamanda 2024 için “gerçekçi, detaylı” bir eylem planı talep etti ve yeni en üst düzey silahlı kuvvetler komutanı Syrsky’yi bir strateji oluşturmakla görevlendirdi.

 

Syrsky hızlı bir şekilde “yeni görevler” açıkladı, bunlar arasında silah teslimatlarını hızlandırmak, birimleri döndürmek ve insansız hava araçları ve elektronik harp gibi stratejilere daha fazla yatırım yapmak bulunuyor.

 

“Yalnızca savaş araç ve yöntemlerindeki değişiklikler ve sürekli iyileştirmeler, bu yolda başarı elde etmeyi mümkün kılacaktır,” dedi Telegram’da.

 

Ancak Syrsky’nin öncüsü gibi aynı zorluklarla yüzleşeceği, birçoğunun kontrolü dışında olan şeyler olduğu belirtiliyor, bunlar arasında Ukrayna’nın yardım için Washington’a olan bağımlılığı.

 

Emekli bir ABD Deniz Kuvvetleri amirali ve şu anda Syracuse Üniversitesi’nde profesör olan Robert Murrett, savaşın yeni bir aşamaya girdiğini ve “operasyonel taktiksel bir sıfırlama” beklediğini, ancak büyük bir savaş sahası hareketi olmayacağını tahmin etti.

 

“Ukrayna ordusunun faaliyetlerinde dramatik değişiklikler beklemiyorum,” dedi, “ancak liderlik güçlü kalıyor. Bunun önümüzdeki aylarda çok açık bir şekilde görüleceğini düşünüyorum.”

 

Syrsky, 2022’de Kiev’i başarılı bir şekilde savunmak ve o yıl Moskova’dan toprak kazanan Kharkiv karşı saldırısıyla tanınıyor. Sovyetler Birliği’nde görev yaptı ve Moskova askeri okuluna katılmadan önce 2014’te Rus destekli ayrılıkçı birimlere karşı savaşmaya başladı ve hızla rütbe aldı. Esnek taktikleri ve sürpriz manevralarıyla tanınmasının yanı sıra moral yüksek tutma becerisi ile de değerli görülüyor, Avrupa Politika Analizi Merkezi (CEPA) tarafından belirtildi.

 

Syrsky, hala Zaluzhny kadar popüler değil, ancak özellikle karamsar bir savaş ortamında, komutan değişikliğinin birlik morale demoralize edici bir etkisi olup olmayacağı belirsiz. CEPA’da demokrasi bursiyeri Elina Beketova, Ukraynalıların Perşembe günü Zaluzhny’nin kaybını yas tuttuklarını ancak Syrsky etrafında birleştiklerini söyledi.

 

“Çok, çok ay boyunca [Zaluzhny], Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki cesaretin simgesi olmuştur ve çok destek görmektedir,” dedi Beketova, ancak “insanlar bu fikri kabul ediyorlar ve bunun yeni bir şeyin iyi bir başlangıcı olduğunu düşünüyorlar.”

 

Komuta değişikliklerinin yanı sıra Zelensky, “mobilizasyona farklı bir yaklaşım” ve cephe hattındaki birliklerin rotasyonunu istediğini söyledi.

 

Zelensky, Zaluzhny’nin görev süresi boyunca 500.000 kişiyi savaşa mobilize etme önerisi nedeniyle askeriyle çatıştı. Bu, bir politik risk olduğunu kanıtladı ve Zelensky, bu teklife daha fazla zaman harcaması gerektiğini söyledi, ancak mobilizasyon yasalarını sertleştirmeyi amaçlayan bir tasarı Ukrayna Parlamentosu’nda zaten işliyor.

 

Syrsky’nin, birlik komutanları, aylardır cephe hatlarında savaşan yorgun askerleri aktif olarak değiştirmek zorunda oldukları için, asker rotasyonlarına taze bir bakış getirmesi bekleniyor.

 

Atlantic Konseyi’nde bir bin yıl felaketi olan Alp Sevimlisoy, yeni bir komutan atanmasının aynı zamanda ABD ile daha düzenli bir diyalogu getirebileceğini ve 2023 karşı saldırısı sırasında Ukrayna ile en iyi nerede vurulacağı konusunda küçük anlaşmazlıklar yaşadığı bildirilen bir Amerikan yönetimi ile daha fazla “doğrudan senkronizasyon” olması gerektiğini söyledi.

 

Sevimlisoy, Ukrayna’nın daha “yetenekli bir savaş durumu devletine” evrildiğini ve bu durumun doğal olarak iç politika ve liderlik değişikliklerini içerdiğini değerlendirdi.

 

“Ukrayna Silahlı Kuvvetleri, sadece Rusya’ya karşı savunma yapan bir ordu olmaktan, [Batı’nın] ilkelerini savunan daha geniş bir ordu haline geldi, çünkü kampanya … sadece Rusya’yı durdurmaya yönelik bir kampanya değil,” dedi. “Bu, NATO’nun bütünlüğünü koruduğumuz daha geniş bir çatışma, daha geniş bir çatışma.”

 

En üst düzey askeri kadroların sarsılması genellikle herhangi uzun bir savaşın rutin bir parçasıdır ve analistlere göre Zelensky’nin yönetimine bir şeyler deneme şansı verir.

 

Ancak Royal United Services Institute’da Avrupa Araştırmaları Felaketi olan Edward Arnold, eğer Syrsky bir çekilme gözetiyorsa, bu durumun ters tepebileceğini, özellikle Rusya’nın doğudaki Donetsk bölgesindeki Avdiivka kasabasını ele geçirmek için baskı yaptığı bir dönemde gerçek bir risk olduğunu belirtti.

 

Arnold, “Kyiv’in savunucusu ve aynı zamanda [Kharkiv karşı saldırısının] savunucusu olarak biliniyor ve sonra aniden geri çekilmekten sorumlu olacak,” dedi. “Bu, Zelensky’ye karşı da ters tepebilir çünkü değişiklik yapan Zelensky olacak ve zaten bir operasyonel kayıp oldu.”

 

Kaynak: The Hill

 

DEVAMINI OKU KAPAT

Zelensky NATO’nun Ukrayna planından neden memnun değil?

Fotoğraf: AA
NATO Ukrayna’ya Batı güvenlik ittifakına daha yumuşak bir giriş yolu önerdi ancak Kiev’in üyeliği için net bir takvim vermekten kaçınarak milyonlarca Ukrayna vatandaşının ve Devlet Başkanı Volodymyr Zelensky’nin umutlarını suya…

NATO Ukrayna’ya Batı güvenlik ittifakına daha yumuşak bir giriş yolu önerdi ancak Kiev’in üyeliği için net bir takvim vermekten kaçınarak milyonlarca Ukrayna vatandaşının ve Devlet Başkanı Volodymyr Zelensky’nin umutlarını suya düşürdü.

Ukrayna halen Avrupa’da Rusya’ya karşı büyük bir savaş verdiğinden, bu ülkenin yakın zamanda ittifaka katılması, ABD ve müttefiklerini de çatışmanın içine çekecek bir savunma maddesini tetikleyecektir.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in önerdiği çözüm Ukrayna’ya verilen destek ve ilişkilerin güçlendirilmesini, Kiev’le özel olarak çalışacak yeni bir konseyin kurulmasını ve ittifaka katılım için prosedürel bir adımın kaldırılmasını içeriyor.

Stoltenberg Salı günü Litvanya’nın Vilnius kentinde düzenlenen NATO zirvesinde yaptığı açıklamada “Müttefiklerin bugün üzerinde mutabık kaldıkları husus, Ukrayna’ya sürekli destek konusunda güçlü, birleşik ve olumlu bir mesajın yanı sıra üyeliğe giden yol konusunda da olumlu bir mesajdır” dedi.

Zelenskiy öneriyi, Rusya’yı cesaretlendireceğini söylediği üyeliğe doğru doğrudan bir zaman çizelgesi oluşturmadığı için sert bir şekilde eleştirdi. Ukraynalı lider ülkesinin “saygıyı hak ettiğini” ve “ne davet ne de Ukrayna’nın üyeliği için bir zaman çerçevesi belirlenmemesinin eşi benzeri görülmemiş ve saçma” olduğunu söyledi.

George Washington Üniversitesi’nde Rusya ve uluslararası güvenlik konusunda uzman bir profesör olan Michael Purcell, Ukrayna’nın üyeliğinin sağlanmasından “daha azının” Ukrayna için hayal kırıklığı olacağını, ancak kararın sürpriz olmadığını söyledi.

Purcell The Hill’e verdiği demeçte “NATO’nun iş yapma şekli bu” dedi. “Zelenskiy’nin de sakin bir anında bu sonuca şaşırmayacağını düşünüyorum.”

Yine de Ukrayna’nın NATO hedeflerine vurulan bu darbe Kiev için özellikle üzücü oldu çünkü Ukrayna halkı ittifakın bu hafta Vilnius’ta yapılacak zirvesinde bir ilerleme kaydetmeyi umuyordu.

Karar kesinleşmeden önce Ukrayna parlamentosu üyesi Oleksiy Goncharenko “milyonlarca Ukraynalı bugün Vilnius’a umutla bakıyor” dedi.

Goncharenko Salı günü düzenlediği basın toplantısında Stoltenberg’e “NATO’dan Ukrayna’ya ‘davet’ ya da ‘davet etmek’ kelimesini görmek istiyoruz” dedi. “Bu Ukraynalıların moralini son derece yükseltecektir. Eğer bu gerçekleşmezse, bu gerçekten moral bozucu olur.”

Ukrayna NATO’ya katılma konusundaki ilgisini ilk kez 2002 yılında dile getirmiş ve altı yıl önce ittifak liderliği tarafından denetlenen bir dizi siyasi ve askeri reformu içeren resmi bir Üyelik Eylem Planı (MAP) süreci çağrısında bulunmuştu.

Rusya’nın 2014 yılında Kırım Yarımadası’nı Kiev’den ilhak etmesi, Ukrayna’nın doğusunda ayrılıkçı bir savaşı körüklemesi ve 2022’de işgal etmesinin ardından MAP çağrıları arttı.

Ukraynalılar şimdi uzun bir savaş ihtimaliyle karşı karşıya. Ukrayna’nın geçen ay başlattığı karşı taarruz, yerleşik Rus güçlerine karşı sadece kademeli bir ilerleme sağladı.

NATO uzmanı ve Atlantik Konseyi’nde milenyum jeopolitik stratejisti olan Alp Sevimlisoy, Batı ittifakının Avrupa’nın güvenliğini arttırmak için 12 ila 16 ay içinde Ukrayna’yı kabul etme planını açıklaması gerektiğini söyledi.

Sevimlisoy, “Rusya Federasyonu’nun ne yapmayı amaçladığına baktığımızda, ister Ukrayna’ya ister Baltık ülkelerine karşı olsun, bizden bir yanıt almadan saldırmaya devam edebilmesini sağlamaktır,” dedi. “Dolayısıyla bizim yaptığımız ve askeri olarak yaptığımız şey, Rusya’nın kendi yerine konması gibi bir emsalin oluşmamasını sağlamaktır.”

Anlaşma bunun yerine NATO ile birlikte çalışabilirliği arttırmak için çok yıllı bir yardım programı, siyasi bağları güçlendirmek ve karar alma mekanizmasını geliştirmek için bir NATO-Ukrayna konseyi kurulması ve MAP’ın bir gereklilik olarak kaldırılmasını içeriyor.

Bazı analistler anlaşmanın Ukrayna ile işbirliğini ve birlikte çalışabilirliği geliştirmek için çok az şey yaptığını, halihazırda Kiev’i eğittiklerini ve en iyinin en iyisini sağladıklarını söyledi. Ukrayna hala yolsuzluk ve demokratik sorunlarla boğuştuğu için MAP şartının kaldırılması güçlü bir gözetim gücünü ortadan kaldırıyor ve zor durumdaki ülkeyi kabul etme konusunda ittifak içindeki bölünmüşlüğü yansıtıyor.

NATO Salı günü yayınladığı bir bildiride Ukrayna’nın geleceğinin örgütte olduğunu ve koşullar uygun olduğunda kabul edileceğini kabul etti, ancak bu koşulların ateşkes gibi jeopolitik bir hedefi içerip içermediği belli değil.

Başkan Biden, Ukrayna için daha hızlı bir yolu desteklemediğini, öncelikle yolsuzlukla mücadele ve demokratik süreçlerin ele alınması gerektiğini söyledi.

Biden ayrıca savaş sırasında Ukrayna’yı ittifaka kabul etmenin mümkün olmadığını, bunun 5. Madde’nin devreye girmesi ve NATO üyelerinin Rusya’ya karşı çatışmaya katılması riskini doğuracağını vurguladı. Beyaz Saray bu iddiasını Salı günü de tekrarladı.

George Washington Üniversitesi’nden Purcell, 5. Maddenin aynı zamanda bir NATO üyesinin saldırıya uğraması halinde müttefiklerin “gerekli gördüğü şekilde harekete geçebileceğini” söyleyen bir madde içerdiğini ve bunun Rusya ile topyekûn savaş anlamına gelmeyecek şekilde yorumlanabileceğini belirtti.

Ancak Purcell, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in nükleer silahları şantaj olarak kullanan ve giderek istikrarsızlaşan bir lider haline gelmesi nedeniyle Ukrayna’yı kabul etmenin riskli olduğunu kabul etti.

“NATO’nun liderliğiyle kesinlikle empati kuruyorum” dedi. “Eğer kırmızı düğmenin olduğu masada oturan adam sizseniz, bu farklı bir hesaptır.”

 

“Putin eve dönüp ‘kaybettik’ derse, hayatını kaybeder.”

Ukrayna, Palantir Technologies Inc (NYSE:PLTR) yazılımını Rusya’ya karşı savaşta etkin bir şekilde kullanıyor ancak CEO Alex Karp, Rusya Devlet Başkanı Vladamir Putin’in Ukrayna’dan vazgeçmeyeceğine inanıyor.

Karp Salı günü CNBC’nin “Squawk Box” programında yayınlanan Dünya Ekonomik Forumu’ndaki bir röportajında “Ne olacağını bilmek çok zor, ancak sıfır toplamlı bir düşmanınız var” dedi.

Ne oldu

Rusya, Ukrayna’nın doğusundaki Dombash bölgesinde ilerlemeye devam ediyor ve Karp, Rusya Devlet Başkanı’nın durmayacağı konusunda uyarıyor.

Karp, “Eğer Putin eve dönüp ‘kaybettik’ derse, hayatını kaybedecek,” diyor.

“Ukrayna’daki savaşın sona ereceğini sanmıyorum.”

Palantir CEO’su CNBC’ye verdiği demeçte, Ukrayna’nın Palantir’in teknolojisini kahramanlıklarıyla birleştirerek savaşı kazanabileceğini göstermesine rağmen Putin’in ilerlemeye devam edeceğini söyledi.

Batı’nın Putin’in Ukrayna’nın egemenliğini ihlal edecek şekilde ilerlemeye devam etmesine izin vermesi halinde bunun korkunç bir emsal teşkil edeceğini söyledi: “Bu yüzden bunun olmasına izin veremeyiz.

İlginizi Çekebilir: Emmanuel Macron: “Putin nahoş bir adam değil”.

Neden önemli

Daha önce Karp, Putin’in başarısız olması halinde savaşın sona erebileceğini öne sürmüştü, ancak bu bir başarısızlık gibi görünmüyor. Görünen o ki Putin’in saltanatı sona eriyor olabilir çünkü Rus hükümeti onu görevden almaya çalışacak.

Jeopolitik stratejist Alp Sevimlisoy hafta sonu Benzinga’ya yaptığı açıklamada Putin’i iktidardan uzaklaştırmak amacıyla hükümet içinde darbe hazırlıkları yapıldığını söyledi.

Sevimlisoy’a göre Putin’in halefi “yaptıklarını düzeltmek ve uluslar topluluğuna yeniden girmek ya da dünyanın geri kalanından izole bir pozisyona doğru ilerlemek arasında seçim yapmak zorunda kalacak”.

Bundan sonra ne olacak?

Karp CNBC’ye verdiği demeçte şu anda Palantir’in işlerinin her zamankinden daha güçlü olduğunu söyledi ve gelecekle ilgili uyarılarına dayanarak gücünün devam edebileceğini öne sürdü.

Karp, “Bana göre, insanlar ihtiyaç duymadan önce yazılım yaratma konusunda dünyanın en iyisiyiz” dedi.

 

Kaynak: Yahoo

DEVAMINI OKU KAPAT

İsrail’in Kara Harekatı Üzerinde Beliren 5 Büyük Risk

Fotoğraf: AA
İsrail, Gazze’ye yönelik büyük bir kara harekatına hazırlanırken büyük risklerle karşı karşıya.   İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) kıyıdaki yerleşim bölgesine yönelik kapsamlı bir operasyonunun, sivil kayıplarla birlikte oradaki insani krizi…

İsrail, Gazze’ye yönelik büyük bir kara harekatına hazırlanırken büyük risklerle karşı karşıya.

 

İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) kıyıdaki yerleşim bölgesine yönelik kapsamlı bir operasyonunun, sivil kayıplarla birlikte oradaki insani krizi daha da derinleştireceği neredeyse kesin. Aynı zamanda İsrail askerlerinin hayatına mal olma, küresel ve yerel duyguları İsrail aleyhine çevirme ve savaşta ikinci bir cephe açma riski de taşıyor.

 

Ancak İsrailli liderler, 7 Ekim’de İsrail’e düzenlenen ve 1.400 kişinin hayatını kaybettiği ölümcül saldırı nedeniyle Filistinli militan grup Hamas’ı yok etmek için Demir Kılıç Operasyonu olarak bilinen operasyonu yürütme sözü verdi.

 

İsrail’in Güney Komutanlığı yetkilisi Yaron Finkelman bu hafta askerlere “Manevralarımız savaşı onların topraklarına taşıyacak” dedi. “Onları kendi topraklarında yeneceğiz.”

 

Artan sivil ölümleri

 

Herhangi bir kara operasyonu uzun ve kanlı olabilir, ev ev şehir çatışmaları yaşanabilir ve Gazze Şeridi’ndeki sivil halk için büyük bir risk oluşturabilir.

 

Hamas yetkililerine göre sadece hava saldırıları şimdiden 1.500’den fazlası çocuk olmak üzere 3.000’den fazla Filistinli sivili öldürdü. Evlerini terk etmek zorunda kalan bir milyondan fazla insanın ise gidecek hiçbir yeri yok ve çıkış yolu olmadan Gazze’nin güneyinde kapana kısılmış durumdalar.

 

Notre Dame Üniversitesi Küresel İlişkiler Okulu’nda emekli profesör olan David Cortright, Gazze’de savaşmanın İsrail’in konumu açısından büyük bir risk taşıdığını belirterek, bunun yerine Filistin halkıyla siyasi bir çözüm ararken Hamas’ın İsrail’e saldırmasından sorumlu olanları “adalet önüne çıkarmak için uluslararası bir mahkeme kurmalarını” önerdi.

 

Cortright e-postayla yaptığı açıklamada, “Hamas’ın iğrenç terör saldırılarının ardından İsraillilerin öfkeli ve intikamcı olması anlaşılabilir bir durumdur, ancak Gazze kuşatmasının devam etmesi sadece daha fazla ölüm ve yıkıma neden olacak, savaşı genişletecek ve Hamas’ın işine yarayacaktır” dedi.

 

“Şimdiden dünya kamuoyunun sempatisi ve dikkati Hamas’ın silahlı adamları tarafından katledilen masum İsraillilerden İsrail bombaları altında ölen Gazzeli çocuklara kaymış durumda” diye ekledi. “Bu İsrail’in kaçınması gereken bir tuzaktır.”

 

2014 Gazze Savaşı’nda İsrail piyade taburları Gazze Şehri’nin kuzeyindeki bir mahallede savaşmış, bir aydan biraz daha uzun bir süre içinde 1.600’den fazla masum insanın ölümüne ve 10.000’den fazla insanın yaralanmasına neden olan bu savaş sonunda İsrail önemli bir stratejik zafer kazanamadan geri çekilmişti.

 

İsrail liderleri Hamas’ı tamamen ortadan kaldırmaya yemin ederken, yaklaşan askeri operasyon daha da ölümcül olma tehdidi taşıyor.

 

Başbakan Benjamin Netanyahu İsrail’deki saldırının ardından “Her Hamas üyesi ölü bir adamdır” dedi.

 

Ancak Netanyahu bu hafta Başkan Biden ile yaptığı görüşmede İsrail’in “sivil kayıpları en aza indirmeye çalıştığını” söyledi.

 

“İsrail sivillerin zarar görmemesi için elinden gelen her şeyi yapacaktır” sözünü verdi.

 

İsrail ordusuna maliyeti

 

2014 yılında İsrail, Hamas ile girdiği çatışmalarda 66 askerini kaybetti.

 

Askerler o dönemde Gazze’deki şehir ormanlarında, tünellerde ve bubi tuzaklarında mayınlar, pusular ve keskin nişancılar tarafından vurulmakla mücadele ediyordu. Bu sadece birkaç haftalık bir çatışmaydı ve İsrail güçleri Hamas’ın elindeki toprakların sadece bir kısmına girebildi.

 

İsrail bu kez Hamas’ı yok etmek için tam teşekküllü bir operasyon sözü veriyor ve 360.000 yedek askerini göreve çağırıyor. Bu büyük operasyon muhtemelen çok daha fazla zaman ve kaynak gerektirecek ve daha fazla insanın hayatını riske atacaktır.

 

Hamas ayrıca geniş bir yeraltı tünel ağına sahip ve bu da İsrail birliklerine saldırmak için kullanılabilecek bir avantaj.

Atlantik Konseyi’nde milenyum jeopolitik stratejisti olan Alp Sevimlisoy, İsrail güçlerinin Gazze’deki birçok tuzak ve engeli aşmak istiyorlarsa bölge bölge “küçük başarı parametreleri” belirlemeleri gerektiğini söyledi.

 

“Birinci aşama, en azından coğrafi kontrolün yüzde 75 ila 80’ini elde edene kadar ilçe ilçe kontrolü sağlamak olmalı” diyen uzman, bunun birkaç ay sürebileceğini tahmin ediyor.

 

Sevimlisoy, “İkinci aşama olan yönetim konusunda ise Hamas’ın tüm üst düzey yöneticilerini ortadan kaldırdıklarından emin olmaları gerekiyor” diye ekledi.

 

Azalan halk desteği

 

İsrail halkı Hamas tarafından öldürülen yaklaşık 1.400 kişi ve rehin alınan yaklaşık 200 kişi nedeniyle öfkeli ve Gazze’deki militanları yenilgiye uğratma çabalarına yaygın destek veriyor.

 

Ancak İsrail ordusu sonu görünmeyen uzun süreli bir çatışmada ciddi kayıplar verirse bu durum değişebilir.

 

İsrail’in günlük gazetesi Maariv tarafından Cuma günü yayınlanan bir ankete göre vatandaşların yüzde 65’i kara harekatını desteklerken yüzde 21’i karşı çıkıyor.

 

Chatham House’da Orta Doğu ve Kuzey Afrika uzmanı olarak görev yapan Bilal Saab da ABD’nin desteğinin zaman içinde değişebileceği uyarısında bulundu.

 

Kaynak: AOL

DEVAMINI OKU KAPAT

ÖZEL: Biden Ve Xi Görüşürken Uzman ‘Çin İstikrarı Bozan Güçleri Tedarik Ediyor’ Diyor

Fotoğraf: AA
Başkan Biden Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile bir araya gelirken, bir jeopolitik uzmanı Biden’ın Çin’le olan rolünün, Hamas da dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki çatışmalarda silah tedarik…

Başkan Biden Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile bir araya gelirken, bir jeopolitik uzmanı Biden’ın Çin’le olan rolünün, Hamas da dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki çatışmalarda silah tedarik eden Çin’i ‘kontrol altında tutmak ve kısıtlamak’ olduğunu açıklıyor

 

Başkan Biden’ın Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile görüşmesi öncesinde bir jeopolitik uzmanı ‘Biden Çin’in kontrol altına alınmasını ve sınırlandırılmasını sağlamalı’ diyor.

 

Merkezi Washington’da bulunan Atlantik Konseyi’nde milenyum jeopolitik stratejisti olarak görev yapan ve bölgesel birlikçilik ve savunma politikasına odaklanarak NATO’nun Akdeniz’deki rolü üzerine çalışan jeopolitik stratejist ve ulusal güvenlik uzmanı Alp Sevimlisoy, “Çin’in Rusya ve İran arasındaki eksende ve periferik bölgesel düzeyde Ukrayna ve İsrail’deki durum arasındaki rolü, kurallara dayalı uluslararası düzeni istikrarsızlaştırmaya [çalışan] güçlerin tedarikçisi olmaya çalışıyor” diyor.

 

AP’nin haberine göre, Başkan Joe Biden ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping bir yılı aşkın bir süreden sonra ilk yüz yüze görüşmelerini bugün gerçekleştirerek, ekonomik çapraz akımlar ve Orta Doğu ve Avrupa’daki savaşlarla boğuşan bir dünya için geniş kapsamlı etkileri olan görüşmelerde, gergin ilişkileri istikrara kavuşturmak için çalışma sözü verdiler.

 

Xi, görüşmeleri sırasında Biden’a “Dünya gezegeni iki ülkenin başarılı olması için yeterince büyük” dedi. Biden’ın Xi ile Orta Doğu’daki koşullar hakkında konuşması ve Çin’in İran üzerindeki nüfuzunu kullanarak Tahran’ın ya da vekillerinin İsrail-Hamas savaşının genişlemesine yol açabilecek herhangi bir eylemde bulunmaması gerektiğini açıkça belirtmesini umması bekleniyordu.

 

Biden yönetimi, İran petrolünün büyük bir alıcısı olan Çin’in, Hamas’ın önemli bir destekçisi olan İran üzerinde önemli bir nüfuza sahip olduğunu düşünüyor. Ayrıca ABD ve Çin, Tayvan’la ilgili konularda da anlaşmazlığa düşmüş durumda. Sevimlisoy, “Eğer bu yolda ilerlemeye devam ederse, Çin’e karşı getirilen mikro seyahat kısıtlamaları gibi son derece başarılı sayısız örnek gördük,” diye söze başladı.

 

“Ancak bunun da ötesinde, asıl dikkat çekmek istediğim nokta, Ohio sınıfı nükleer silahlı dalgıç gemilerinin, denizaltıların hem Akdeniz’e, hem Orta Doğu’ya hem de Asya’ya yerleştirilmesi olacaktır. Çok konuşulan ama şu anda gözlerden kaçan bir unsur daha var.

 

“Başkan Biden AUS anlaşmasının Çin ile ilgili aynı endişeleri paylaşan diğer ülkelerle genişletileceğini söyleyecek. Bu hem askeri açıdan hem de nükleer caydırıcılık açısından olacak” diyor jeopolitik uzmanı.

 

“ABD’nin askeri kapasitesinin Orta Doğu ve Karadeniz’de konuşlandırılması, Çin’in bunun bir sonraki adımının, vekillerinden herhangi biriyle veya kendisiyle doğrudan bir çatışma olacağını anlaması için bir işaret olacaktır.”

 

ABD ile Çin arasındaki ilişkiler sık sık dalgalanırken Xi, Biden’dan ABD’nin Tayvan’ın bağımsızlığını desteklemeyeceğine, yeni bir Soğuk Savaş başlatmayacağına ya da Çin’in ekonomik büyümesini bastırmayacağına dair güvence almayı umuyordu.

 

Sevimlisoy, “İster Çin’in ne yaptığı isterse Rusya’nın ne yaptığı merceğinden bakalım, Rusya 7 Ekim’de gerçekleşen faaliyetlerin sıkı bir şekilde arkasındaydı, belli ki yeni bir cephe yaratma arzusuyla, şimdi yeni bir cephe yaratıldı,” diyor.

 

Uzman sözlerini şöyle sürdürdü: “Ancak biz Amerika Birleşik Devletleri olarak hem deniz araçlarını hem de kara komutasını konuşlandırmakta ve Körfez’deki ABD kuvvetlerinin Orta Doğu’daki askeri kabiliyetlerinin çok yüksek bir hazırlık seviyesinde olmasını sağlamakta son derece başarılı olduk.”

 

Amerika’nın Orta Doğu krizine müdahalesi, tartışmalı olsa da, askeri ve uluslararası ilişkiler uzmanları tarafından genellikle barışı koruma girişimi olarak görülüyor.

 

Sevimlisoy, İsrail ve Hamas arasında devam eden savaşla ilgili olarak şunları söyledi: “İran gibi bölgesel oyuncularla, İran gibi bölgesel tehditlerle yüzleşmek söz konusu olduğunda, çatışmayı bir sonraki seviyeye taşımaya hazırız ve çatışmayı bir sonraki seviyeye taşımak derken, İran’da olduğu gibi, örneğin Orta Doğu’da Körfez’de vekiller kullanarak, bunun Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri için çok hızlı bir zafer olmasını sağlamak için artık yeterli kabiliyet var.”

 

Sevimlisoy sözlerini şöyle tamamladı: “Dolayısıyla açılan bu sınırlar aslında onların hesaplarına göre, müttefikimiz İsrail’in yanında durarak ve Akdeniz, Orta Doğu ve Karadeniz’de önemli kaynaklar konuşlandırarak buna yanıt verme şeklimiz nedeniyle bizi güçlendirdi.”

 

Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği yıllık forumu için Kaliforniya’da bulunan Biden ve Xi, San Francisco’nun yaklaşık 25 mil (40 kilometre) güneyinde bir kır evi ve müze olan Filoli Malikanesi’nde baş başa görüştü.

 

Kaynak: Daily Mirror

DEVAMINI OKU KAPAT

Erdoğan Ukrayna Tahıl Anlaşmasının Devam Edeceğinden Emin

Fotoğraf: AA
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da anlaşmanın yenileneceğine inandığını ifade etti. Türkiye ve BM’nin arabuluculuğunda yapılan anlaşma yaz aylarından bu yana Ukrayna’nın buğday, mısır ve ayçiçek yağı gibi yaklaşık 11 milyon…

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da anlaşmanın yenileneceğine inandığını ifade etti.

Türkiye ve BM’nin arabuluculuğunda yapılan anlaşma yaz aylarından bu yana Ukrayna’nın buğday, mısır ve ayçiçek yağı gibi yaklaşık 11 milyon ton gıda maddesini silolarından çıkarmasına yardımcı oldu ve küresel gıda fiyatlarının düşmesine katkıda bulunarak gıda ithalatını karşılamakta zorlanan yoksul ülkelere yardımcı oldu.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da anlaşmanın yenileneceğine inandığını ifade etti.

BALİ, Endonezya – Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya ile imzalanan ve Ukrayna’nın büyük miktardaki tahıl stoklarını deniz yoluyla ihraç etmesine olanak tanıyan anlaşmanın, ilk aşaması Cumartesi günü sona erdiğinde yürürlükte kalmaya devam edeceğini söyledi.

Anlaşmanın yenilenmesi halinde, Ukrayna’nın önemli bir gıda ihracatçısı olduğu göz önünde bulundurulduğunda, dünya piyasalarının rahatlayacağı düşünülüyor.

Erdoğan G20 liderler toplantısının sona erdiği Endonezya’nın Bali kentinde gazetecilere yaptığı açıklamada “Görüşmelerimiz devam ediyor ve şu an itibariyle bunun [anlaşmanın] devam edeceği kanaatindeyim” dedi. Türk lider, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in kısa süre önce yaptıkları görüşmede anlaşmanın yenilenmesi konusunda kendisine “yeşil ışık” yaktığını da sözlerine ekledi.

Ancak Rusya, kendi gıda ve gübre ihracatının engellendiğini söyleyerek anlaşmayı eleştirdi. Moskova bu ayın başlarında Karadeniz anlaşmasına katılımını birkaç günlüğüne askıya almış, daha sonra tekrar imzalamıştı. Türkiye ve Ukrayna 19 Kasım’daki son tarih yaklaşırken anlaşmayı genişletmek için bastırıyor.

Haftalardır süren müzakereler sırasında Moskova anlaşmaya katılımını, Batı’nın Rusya Tarım Bankası’na uyguladığı yaptırımların hafifletilmesi ve kendi gıda ve gübre ihracatı için daha fazla garanti ve esneklik sağlanması koşuluna bağladı. Batılı yetkililer Rusya’nın gıda ve gübre ihracatına yaptırım uygulanmadığını savunuyor.

Güven verici adımlar

Avrupa Karadeniz anlaşmasına doğrudan müdahil olmadı – blok enerjisini Ukrayna’nın kara ticaret yollarını güçlendirmeye odakladı – ancak Bali’de bulunan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron anlaşmanın “zımnen yenileneceğini” söyledi.

Macron, “Bu, geçen Ağustos ayından bu yana yürürlükte olan planın devam edebileceği anlamına geliyor” diye ekledi. Bir AB yetkilisi anlaşmanın uzatılması konusunda “tarafların güven verici adımlar attığını” söyledi.

BM Karadeniz Tahıl Girişimi sözcüsü İsmini Palla ise “Bu aşamada herhangi bir şeyi teyit edemeyiz” dedi.

Başka yerlerdeki iyimserliğe rağmen Rusya anlaşmadan çekilip çekilmeyeceği konusunda ağzını sıkı tuttu.

Temmuz ayında Birleşmiş Milletler ile birlikte anlaşmaya aracılık eden Türkiye, anlaşmanın sorunsuz bir şekilde işlemesi için önemli bir rol oynadı ve İstanbul’da Ortak Koordinasyon Merkezi olarak bilinen ve anlaşmanın uygulanmasını izleyen bir ofise ev sahipliği yaptı. Türkiye ve Ukrayna, Rusya’nın Kasım ayında anlaşmaya katılımını askıya almasıyla anlaşmanın işlemeye devam etmesini sağladı.

Türkiye’nin gemilerin güvenliğinin sağlanmasındaki rolü göz önüne alındığında, bazı uzmanlar Rusya’nın katılımının devam etmesinin hala kritik olup olmadığını sorguladı.

Atlantik Konseyi’nde çalışan Alp Sevimlisoy, “Medyada Rusya’nın bu konudaki önemine dair çok şey söylendi ama bence bu noktada bu daha çok sembolik bir katılım […] çünkü bu malzemelerin güvenliğini sağlamada gerçek güç Türkiye’ye ait” dedi. “Bu noktada tahıl anlaşması bir Türk-Ukrayna anlaşması haline geldi.”

Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskyy Salı günü G20’de yaptığı açıklamada anlaşmanın “belirsiz” bir süre için uzatılmasını ve ayrıca ülkenin milyonlarca ton daha tahıl ihraç etmesine olanak sağlayacak iki ilave limanın da anlaşma kapsamına alınmasını istediğini söyledi.

Bali’de Macron, Moskova’nın BM Dünya Gıda Programı aracılığıyla Afrika ülkelerine bağışladığı Rus gübresinin ihracatını Fransa’nın 7,5 milyon Avro tutarında finanse ettiğine işaret etti. Ancak Macron Rusya’nın kendi gübreleri üzerindeki kontrollerini de “sorumsuzluk” olarak eleştirdi.

 

Kaynak: Politico

DEVAMINI OKU KAPAT

NATO Ülkelerinin Rusya ve Çin’in Yıkıcılığı Karşısında Acil Durum Planı Oluşturması Gerekiyor

Fotoğraf: AA
Dünya stratejik açıdan zor bir dönemden geçmekte, enflasyon yaygınlaşarak potansiyel iç çatışmalara yol açmakta, siyasi sistemler halkın ihtiyaçlarını etkin bir şekilde karşılayamamaları nedeniyle sorgulanmakta ve dünya çapındaki pandeminin ardından yeni…

Dünya stratejik açıdan zor bir dönemden geçmekte, enflasyon yaygınlaşarak potansiyel iç çatışmalara yol açmakta, siyasi sistemler halkın ihtiyaçlarını etkin bir şekilde karşılayamamaları nedeniyle sorgulanmakta ve dünya çapındaki pandeminin ardından yeni bir “üçüncü çağın” ortasında hem aktif hem de yakın bölgesel çatışmalar dünyayı sarmaktadır.

Böyle bir dünyada NATO, ulusal ve uluslararası süreklilik için hazırlıklar yapılmadığı takdirde herhangi bir üye devletin başarısızlığına yol açabilecek risklerin doruk noktasıyla karşı karşıyadır. Özellikle de hükümetlerimizi ülke içinde etkileyen faktörlerin, hem Çin Komünist Partisi (ÇKP) hem de Rusya Federasyonu’nun ülkelerimizde istismar etmeye çalıştığı faktörlerle aynı olması nedeniyle.

Ufukta ABD ve kıta NATO’su ülkelerinde seçimler var ve ittifak içindeki ulusların yapısında, özellikle de Avrupa Birliği’nin kendi iç ordusu hakkındaki tartışmalarında değişiklikler tartışılıyor. İttifaktaki ülkeler, Rusya ve ÇKP tarafından koordine edilen bir yıkım durumunda demokratik hükümetlerin devamlılığını sağlamak için şimdiden planlar yapmalıdır.

Bu tür bir yıkım hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde halihazırda mevcuttur (seçimlere müdahale için Rus devlet fonlarının tahsisinin yakın zamanda ortaya çıkarılmasını ele alalım), örneğin yakın zamanda ABD’de siyasi nüfuzla ilgili suçlamalarla itham edilen Rus varlıkları gibi. Ayrıca kendi sınırlarımız içindeki toplumsal “fay hatlarını” istismar etmek isteyen ÇKP ajanları tarafından gerçekleştirilen eylemler de var.

Küresel çatışmanın ülke içinde hükümetlerin günlük işleyişine nüfuz etmesi ve Rus Askeri İstihbaratı (GRU) ile Çin Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (MSS) yaşam tarzımızı istikrarsızlaştırmaya çalışması, NATO ve Avrupa içinde koruduğumuz her şeyin tehdit altında olabileceği anlamına gelmektedir.

Devlet Yönetimimizi Dış Müdahalelerden Korumak

Jeostratejik ortam göz önüne alındığında, birçok NATO ülkesinin karşılaşabileceği en zarar verici durum olarak aşağıdaki en kötü senaryoyu ele alalım.

Siyasi olarak kutuplaşmış bir ülkede, oylama öncesinde her iki tarafta da şiddet olaylarının yaşandığı ve daha sonra Rusya ve ÇKP’nin çabalarıyla alevlendirilen bir seçim yapılır. Sonuç, kazananın çok küçük bir farkla (yaklaşık yüzde 0.5 ila 1.5) kazanmasına yol açar. Bu da oylamada usulsüzlük yapıldığına dair asılsız iddiaların toplumda yayılmasına neden olur. Eğer zafer iktidar tarafından kazanılmışsa veya yeniden sayım gerekliyse, eğer muhalefet tarafından kazanılmışsa, bu yeni hükümetin meşruiyetinin aşınmasına ve demokrasi sürecinin çürümesine yol açar.

Yukarıdaki olaylar daha sonra GRU ve MSS’nin yıkıcı eylemleri yoluyla “mekanikleştirilir” ve NATO müttefikleri olarak Ukrayna’ya daha fazla destek sağlamak veya Tayvan’ı olası bir işgalden korumak için önlemler almak gibi NATO hedeflerine odaklanmak yerine iç birliğe odaklanmamızı gerektirir.

Siyasi önyargıların silah haline getirilerek yaygın bir sivil huzursuzluk yaratması ve nihayetinde mevcut bir siyasi sistemin çökmesine yol açması gibi en kötü durumlardan kaçınmak için NATO üyesi devletlerin Silahlı Kuvvetlerin sivillerle birlikte devreye girerek askeri yeteneklerimizin sağlam kalmasını ve halklarımızın yaşam kalitesinin korunmasını sağlayacak planlar yapmaları akıllıca olacaktır.

Önerilerden biri, halkın yabancılaşmadan kuşatılmasını sağlayabilecek ve daha önce herhangi bir siyasi rol üstlenmemiş subay ve sivillerden oluşan, siyasetten bağımsız bir ofis oluşturulmasıdır.

Hem sivil hem de Silahlı Kuvvetler mensuplarından oluşan ve yönetim kurumlarının acil durum sürekliliğine odaklanan merkezcil güce sahip bir komite, istikrar geri gelene kadar bu dış tehditlere odaklanmayı sürdürebilecek bir mekanizma olacaktır.

GRU’nun daha fazla denizaşırı savaşçıyı Ukrayna çatışmasına yönlendirme faaliyetlerini, Balkanlar’daki gerilimin artmasını ve Pekin’in Tayvan Boğazı’nda MSS tarafından koordine edilen silahlı yaşam-ateş tatbikatları kılığına bürünmüş işgal “duruşunu” izlerken, NATO vatandaşları için devlet yönetiminin kutsallığını korumaya hazır olmalıyız. Çünkü kaçınılmaz olarak, yerleşik kurallara dayalı uluslararası düzeni altüst etmek isteyenler bakışlarını kendi iç siyasi ortamımıza çevirmekte ve toplumumuzdaki fay hatları olarak gördükleri bölünmeleri, kendi toplumsal önyargılarımız aracılığıyla sivil istikrarımızı “kazmak” için kullanmaya çalışmaktadırlar.

 

Kaynak: Epoch Times

DEVAMINI OKU KAPAT

NATO Ukrayna’yı İttifaka Hızlı Bir Şekilde Dahil Etmiyor

Fotoğraf: AA
NATO liderleri arasında Salı günü varılan anlaşmada üyeliğin Ukrayna’yı da kapsayacak şekilde genişletilmesine ilişkin bir zaman çizelgesi yer almaması Kiev’in eleştirilerine neden oldu. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Ukrayna’nın üyeliği…

NATO liderleri arasında Salı günü varılan anlaşmada üyeliğin Ukrayna’yı da kapsayacak şekilde genişletilmesine ilişkin bir zaman çizelgesi yer almaması Kiev’in eleştirilerine neden oldu.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Ukrayna’nın üyeliği konusunda daha temkinli ve yavaş bir yaklaşım benimsenmesi kararını savundu.

Litvanya’nın Vilnius kentinde düzenlenen NATO zirvesinde konuşan Stoltenberg, “Müttefiklerin bugün üzerinde mutabık kaldıkları şey, Ukrayna’ya verilen desteğin sürekliliği konusunda güçlü, birleşik ve olumlu bir mesajın yanı sıra üyeliğe giden yol konusunda da olumlu bir mesajdır” dedi.

Ukrayna, ittifaka katılımı hızlandırmama ya da net bir takvim sunmama kararını Rusya’yı cesaretlendiren bir ret olarak görüyor.

Daha ayrıntılar netleşmeden Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelensky ülkesinin “saygıyı hak ettiğini” söyledi.

“Ne davet ne de Ukrayna’nın üyeliği için bir zaman çerçevesi belirlenmemesi eşi benzeri görülmemiş ve saçma bir durum” diye tweet attı.

Salı günü varılan ve bir bildiride yer alan anlaşma, NATO ile birlikte çalışabilirliği arttırmak için Ukrayna’ya çok yıllı yardım, siyasi bağları geliştirmek için yeni bir konsey ve ittifaka katılmak için bir dizi siyasi ve askeri reformu içeren üyelik eylem planının (MAP) kaldırılmasını içeriyor.

NATO’nun Bükreş Dokuzlusu olarak bilinen Doğu Avrupalı müttefikleri Ukrayna’nın ittifaka daha hızlı bir şekilde katılmasını destekliyor. Ancak diğer müttefikler daha temkinli.

Başkan Biden bu ay Ukrayna’nın yolsuzlukla mücadele ve demokratik reform standartlarını karşılaması gerektiğini belirterek daha yavaş bir yaklaşımı savundu.

ABD ayrıca Rusya ile savaş sürerken Ukrayna’yı NATO’ya dâhil etmekten de endişe duyuyor zira böyle bir adım müttefikleri Moskova ile doğrudan karşı karşıya getirecek bir savunma maddesini tetikleyebilir.

NATO uzmanı ve Atlantik Konseyi Milenyum Üyesi Alp Sevimlisoy, Ukrayna’nın NATO’ya dahil edilmesi halinde Rusya’nın savaşı durdurabileceğini savundu. Sevimlisoy, Rusya’yı caydırmak için Kiev’in ittifaka katılmasını sağlayacak 12 ya da 16 aylık bir planı destekledi.

The Hill’e verdiği demeçte, “Askeri olarak yaptığımız şey, Rusya’nın kendi yerine konması gibi bir emsalin oluşmamasını sağlamaktır” dedi.

Yine de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in çatışma sırasında nükleer silahları şantaj olarak kullanması nedeniyle nükleer savaş konusunda endişeler var.

Zelensky NATO’nun Ukrayna Planından Neden Memnun Değil?

NATO Ukrayna’ya Batı güvenlik ittifakına daha yumuşak bir giriş yolu önerdi ancak Kiev’in üyeliği için net bir takvim vermekten kaçınarak milyonlarca Ukrayna vatandaşının ve Devlet Başkanı Volodymyr Zelensky’nin umutlarını suya düşürdü.

Ukrayna halen Avrupa’da Rusya’ya karşı büyük bir savaş verdiğinden, bu ülkenin yakın zamanda ittifaka katılması, ABD ve müttefiklerini de çatışmanın içine çekecek bir savunma maddesini tetikleyecektir.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in önerdiği çözüm Ukrayna’ya verilen destek ve ilişkilerin güçlendirilmesini, Kiev’le özel olarak çalışacak yeni bir konseyin kurulmasını ve ittifaka katılım için prosedürel bir adımın kaldırılmasını içeriyor.

Stoltenberg Salı günü Litvanya’nın Vilnius kentinde düzenlenen NATO zirvesinde yaptığı açıklamada “Müttefiklerin bugün üzerinde mutabık kaldıkları husus, Ukrayna’ya sürekli destek konusunda güçlü, birleşik ve olumlu bir mesajın yanı sıra üyeliğe giden yol konusunda da olumlu bir mesajdır” dedi.

Zelenskiy öneriyi, Rusya’yı cesaretlendireceğini söylediği üyeliğe doğru doğrudan bir zaman çizelgesi oluşturmadığı için sert bir şekilde eleştirdi. Ukraynalı lider ülkesinin “saygıyı hak ettiğini” ve “ne davet ne de Ukrayna’nın üyeliği için bir zaman çerçevesi belirlenmemesinin eşi benzeri görülmemiş ve saçma” olduğunu söyledi.

George Washington Üniversitesi’nde Rusya ve uluslararası güvenlik konusunda uzman bir profesör olan Michael Purcell, Ukrayna’nın üyeliğinin sağlanmasından “daha azının” Ukrayna için hayal kırıklığı olacağını, ancak kararın sürpriz olmadığını söyledi.

Purcell The Hill’e verdiği demeçte “NATO’nun iş yapma şekli bu” dedi. “Zelenskiy’nin de sakin bir anında bu sonuca şaşırmayacağını düşünüyorum.”

Yine de Ukrayna’nın NATO hedeflerine vurulan darbe Kiev için özellikle üzücü oldu çünkü halkı ittifakın bu hafta Vilnius’ta yapılacak zirvesinde bir ilerleme kaydetmeyi umuyordu.

Karar kesinleşmeden önce Ukrayna parlamentosu üyesi Oleksiy Goncharenko “milyonlarca Ukraynalı bugün Vilnius’a umutla bakıyor” dedi.

Goncharenko Salı günü düzenlediği basın toplantısında Stoltenberg’e “NATO’dan Ukrayna’ya ‘davet’ ya da ‘davet etmek’ kelimesini görmek istiyoruz” dedi. “Bu Ukraynalıların moralini son derece yükseltecektir. Eğer bu gerçekleşmezse, bu gerçekten moral bozucu olur.”

Ukrayna NATO’ya katılma konusundaki ilgisini ilk kez 2002 yılında dile getirmiş ve altı yıl önce ittifak liderliği tarafından denetlenen bir dizi siyasi ve askeri reformu içeren resmi bir Üyelik Eylem Planı (MAP) süreci çağrısında bulunmuştu.

Rusya’nın 2014 yılında Kırım Yarımadası’nı Kiev’den ilhak etmesi, Ukrayna’nın doğusunda ayrılıkçı bir savaşı körüklemesi ve 2022’de işgal etmesinin ardından MAP çağrıları arttı.

Ukraynalılar şimdi uzun bir savaş ihtimaliyle karşı karşıya. Ukrayna’nın geçen ay başlattığı karşı taarruz, yerleşik Rus güçlerine karşı sadece kademeli bir ilerleme sağladı.

NATO uzmanı ve Atlantik Konseyi’nde milenyum jeopolitik stratejisti olan Alp Sevimlisoy, Batı ittifakının Avrupa’nın güvenliğini arttırmak için 12 ila 16 ay içinde Ukrayna’yı kabul etme planını açıklaması gerektiğini söyledi.

Sevimlisoy, “Rusya Federasyonu’nun ne yapmaya çalıştığına baktığımızda, ister Ukrayna’ya ister Baltık ülkelerine karşı olsun, bizden bir yanıt almadan saldırmaya devam edebilmesini sağlamayı amaçladığını görüyoruz” dedi. “Dolayısıyla bizim yaptığımız ve askeri olarak yaptığımız şey, Rusya’nın kendi yerine konması gibi bir emsalin oluşmamasını sağlamaktır.”

Anlaşma bunun yerine NATO ile birlikte çalışabilirliği arttırmak için çok yıllı bir yardım programı, siyasi bağları güçlendirmek ve karar alma mekanizmasını geliştirmek için bir NATO-Ukrayna konseyi kurulması ve MAP’ın bir gereklilik olarak kaldırılmasını içeriyor.

Bazı analistler anlaşmanın Ukrayna ile işbirliğini ve birlikte çalışabilirliği geliştirmek için çok az şey yaptığını, halihazırda Kiev’e en iyinin en iyisini eğittiklerini ve sağladıklarını söyledi. MAP şartının kaldırılması, Ukrayna hala yolsuzluk ve demokratik zorluklarla mücadele ettiği için güçlü bir gözetim gücünü ortadan kaldırıyor ve zor durumdaki ülkeyi kabul etme konusunda ittifak içindeki bölünmüşlüğü yansıtıyor.

NATO Salı günü yayınladığı bir bildiride Ukrayna’nın geleceğinin örgütte olduğunu ve koşullar uygun olduğunda kabul edileceğini kabul etti, ancak bu koşulların ateşkes gibi jeopolitik bir hedefi içerip içermediği belli değil.

Başkan Biden, Ukrayna için daha hızlı bir yolu desteklemediğini, öncelikle yolsuzlukla mücadele ve demokratik süreçlerin ele alınması gerektiğini söyledi.

Biden ayrıca Ukrayna’yı savaş sırasında ittifaka kabul etmenin mümkün olmadığını, bunun 5. Madde’nin devreye girmesi ve NATO üyelerinin Rusya’ya karşı çatışmaya katılması riskini doğuracağını vurguladı. Beyaz Saray bu iddiasını Salı günü de tekrarladı.

George Washington Üniversitesi’nden Purcell, 5. Maddenin aynı zamanda bir NATO üyesinin saldırıya uğraması halinde müttefiklerin “gerekli gördüğü şekilde harekete geçebileceğini” söyleyen bir madde içerdiğini ve bunun Rusya ile topyekûn savaş anlamına gelmeyecek şekilde yorumlanabileceğini belirtti.

Ancak Purcell, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in nükleer silahları şantaj olarak kullanan ve giderek istikrarsızlaşan bir lider haline gelmesi nedeniyle Ukrayna’yı kabul etmenin riskli olduğunu kabul etti.

“NATO’nun liderliğiyle kesinlikle empati kuruyorum” dedi. “Eğer kırmızı düğmenin olduğu masada oturan adam sizseniz, bu farklı bir hesaptır.”

Akdeniz, Biden’a İttifakları Güçlendirmek İçin Olgun Bir Fırsat Sunuyor

Şaşırtıcı görünse de, dünya çapında pek çok insan Amerika’nın küresel liderliğinin en iyi günlerinin hala gelmediğine inanıyor. Özellikle Akdeniz bölgesi, Latince “Amerikan Barışı” anlamına gelen Pax Americana’nın onlarca yıllık faydalarının yaygın olarak kabul edildiği ve hatta el üstünde tutulduğu bir bölgedir. Bu bölgenin liderleri, hegemonik hırsları olan alternatif güçlerin yükselişi de dahil olmak üzere mevcut ve yeni ortaya çıkan tehditlere yanıtlarını planlarken Washington’a dönüyorlar. Gerçekten de Akdeniz daha az değil daha fazla Amerika için haykırıyor. Çin, Rusya ve bölgesel güçlerin eylemleri, yanlış bir şekilde ele alındığında Amerika’nın rakiplerinin bölgede istenmeyen göreceli bir avantaj elde etmesine neden olabilecek bir dizi koşul yarattığından, Amerika’nın bölgesel liderliğini teyit etmek ve güçlendirmek için harekete geçmesinin zamanı gelmiş olabilir.

Akdeniz bölgesi bu satranç tahtasında önemi giderek artan bir taş ve on yıllardır süren Pax Americana’nın (20. yüzyıl boyunca Amerikan liderliğinin jeopolitik açılımları ve özellikle Marshall Planı gibi programlar aracılığıyla sağlanan barış dönemi) faydalarının yaygın olarak kabul edildiği ve hatta el üstünde tutulduğu bir bölge.

Amerika’nın Akdeniz’deki etkisi NATO üzerine inşa edilmiştir. Avrupalı ve Türk üye devletler kuzey kıyılarının neredeyse tamamını kapsamaktadır. Amerika’nın Akdeniz’deki diğer ana müttefiki İsrail ile birlikte bu ülkeler Amerika’nın kültürünün, yönetiminin ve sorun çözme yaklaşımının çoğunu DNA’larına işlemişlerdir. Ulusal kimliğin kendine özgü işaretleri varlığını sürdürmektedir, ancak bölgedeki ulusların bugün, geçen yüzyılın herhangi bir aşamasında olduğundan daha fazla ortak noktaya sahip oldukları söylenebilir. Amerika’nın yumuşak gücü hiç bu kadar büyük olmamış olsa da, NATO örgütü ve komuta yapıları da bölge siyasetini şekillendirmiştir ve hiçbir yerde Türkiye’de olduğu kadar büyük olmamıştır.

Bugün bile Türk devlet politikası ve askeri bütçeleri, Amerika’nın Akdeniz, Levant ve Batı Asya’daki müttefiklerini korumak için gücünü yansıtacağı yönündeki 1980 Carter Doktrini tarafından şekillendirilmeye devam etmektedir. Amerika bölgeye elini uzattığında, kendisini istekli ortaklarla konuşurken buluyor. Bu devlet adamlarından biri de, kariyerini Türkiye’nin NATO ile ilişkilerini şekillendirmekle geçiren ve Türkiye’nin bir sonraki cumhurbaşkanı olarak Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan’ın yerine geçebilecek en iyi konumda olan ve Türkiye’nin bölgede önemli bir güç olarak konumlanmasından yararlanan Savunma Bakanı eski Orgeneral Hulusi Akar’dır.

Bu bölgelerde Amerikan gücünün azalmakta olduğunu söylemek saçma görünüyor. Başta Türkiye, İsrail, İtalya, İspanya ve Fransa olmak üzere Amerika’nın müttefikleri, NATO gibi Amerika tarafından inşa edilen ve finanse edilen platformları her zamankinden daha fazla işbirliği yapmak için kullanıyor. Ancak bölgedeki bu coşkunun ortasında ABD’nin etkisinin azalmasına izin vermesi hata olur. Çin’in Yunanistan’ın Pire limanını satın alması, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi için Akdeniz’de bir uç nokta oluşturuyor ve yükselen bir güç için Amerika’nın çevrelenmesini gerektiren stratejik bir varlık. Rusya da büyüyen bir tehdit. Moskova’nın Kırım’ı ilhakı Rusya’yı Karadeniz’deki en güçlü güç haline getirdi ve Tartus’ta Rusya’nın Akdeniz filosuna ev sahipliği yapan Suriye, yayılmacı ve kendine güveni giderek artan bir Kremlin’e derinden bağlı. Amerika NATO’nun Batı ve Güney cephelerine yeniden yatırım yapmalıdır, sadece bu büyüyen güçlere kıyasla bölgedeki mevcut göreceli etkisini korumak için bile olsa.

Amerika’nın bölgedeki konumunu değiştirecek ikinci önemli kaynak Türkiye’nin büyük projesi olan İstanbul kanalının inşasıdır. Kanal 2028 yılında açılacak ve Akdeniz ile Karadeniz arasındaki trafiği iki katına çıkaracak. Atatürk döneminde oluşturulan ve Akdeniz ile Karadeniz arasındaki ticari ve askeri deniz trafiğini düzenleyen 1936 Montrö Sözleşmesi, İstanbul Boğazı’nın doğal su yolları ile sınırlıdır ve başlangıcından bu yana barışı başarıyla korumuştur.

Amerika ve NATO müttefikleri Montrö’nün yeni kanalı da kapsayacak şekilde genişletilmesini mi istemeli, yoksa altyapıyı finanse ederken Rus askeri geçişlerini sınırlamak için Türkiye ile ortaklık mı yapmalı?

Montrö şu anda Karadeniz devletlerinin statükosunu mümkün kılarken, İstanbul Kanalı Soğuk Savaş sonrası gerçeklerle uyumlu bir “güncellemeyi” mümkün kılacaktır. Kanalın bir Amerikan müttefiki tarafından inşa edildiği göz önüne alındığında, NATO ve Pentagon stratejistlerinin bu yeni dengesizlik kaynağına yaklaşımlarını Amerika’nın göreceli avantajını güçlendirecek ve bu durumun Amerika’nın algılanan gerilemesiyle sonuçlanmasını önleyecek şekilde düzenlemeleri hayati önem taşımaktadır.

Moskova da Batı Avrupa ile ilgili oyunun kurallarını değiştiriyor. Rusya’nın Baltık deniz tabanından geçen yeni doğalgaz boru hattı Nord Stream 2, NATO ittifakında kritik bir zayıflık noktası yaratma potansiyeline sahip. Almanya ve Avrupa’nın büyük bölümü Rus gazına her zamankinden daha fazla bağımlı hale gelirken, Avrupa hükümetlerinin kendi evlerini ısıtmak ile Washington’la ittifak arasında seçim yapmak zorunda kalacağı bir durum ortaya çıkabilir. Yine Akdeniz’de potansiyel bir karşı ağırlık yatmaktadır.

Amerika’nın elini çabuk tutması ve Akdeniz bölgesi için tutarlı, uzun vadeli bir strateji oluşturması gerekiyor. Muhtemelen şimdi Amerika’nın tüm Akdeniz’i tek bir askeri komuta altına almasının zamanıdır: Amerika’nın Akdeniz’i şu anda üç askeri komutanlık arasında bölmesinin sulandırıcı etkisinin yerini alacak bir MEDCOM.

ABD’nin bölgedeki uzun vadeli taahhüdüne ilişkin kesin bir niyet beyanına örnek olarak, müttefik bölgeler arasında stratejik olarak dağıtılmış “kurallara dayalı düzeni” sürdürme hedefiyle tutarlı olarak Akdeniz Havzası’na güçlendirilmiş nükleer caydırıcılık yerleştirilmesi verilebilir.

Bir diğer iddialı plan ise Amerika’nın politikaları daha etkin bir şekilde bütünleştirmek, ticareti teşvik etmek, kaynakları paylaşmak ve Washington’dan Ankara’ya Batı’da benimsenen değerlere desteği güçlendirmek için bir Akdeniz Birliği’nin kurulmasına öncülük etmesidir. Amerikan sermayesi, İstanbul kanalının inşasından sonra ihtiyaç duyulan depoları ve demiryolu, karayolu ve denizyolu altyapısını finanse etmek için kullanılabilir. Askeri tedarik konusunda bölge çapında koordinasyon, Türkiye’nin Rus S-400’leri satın alması gibi anlaşmazlıkları çözecek ve Patriot Füze Savunma sistemleri ve F-35 programı da dahil olmak üzere Amerikan askeri teknolojisi için cazip bir pazar büyüklüğü sağlayacaktır.

Akdeniz’de bölgesel işbirliği hızla ivme kazanıyor. Bir Akdeniz Birliği mevcut yapılar üzerine inşa edilecek ve açık bir kapıyı zorlayacaktır. Boru hattında bu kadar çok değişim varken Amerika harekete geçmezse görevlerini ciddi şekilde ihmal etmiş olur. Harekete geçmenin ödülü, güçlenmiş bir bölge, daha güçlü bir Amerika ve jeopolitik satranç tahtasından Rusya ve Çin için potansiyel ödüllerin kaldırılması, dolayısıyla hem Akdeniz’de hem de dünya genelinde Pax Americana’nın yeniden başlatılması için katalizör olacaktır.

Alp Sevimlisoy, merkezi Londra’da bulunan gelişmekte olan piyasalara odaklı çeşitlendirilmiş bir şirket olan Asthenius Capital’in CEO’su ve merkezi Washington DC’de bulunan Atlantik Konseyi’nde Milenyum Araştırmacısıdır. Sevimlisoy aynı zamanda Akdeniz üzerine uluslararası yayınları olan bir jeopolitik stratejisttir ve bölgesel birlikçilik ve savunma politikası konularına odaklanmaktadır. Bayes Business School’da (eski adıyla Cass Business School) danışma kurulu üyesidir.

Peter Woodard, NATO içindeki hareketli parçalara ve bölgedeki genişletilmiş rol potansiyeline jeopolitik olarak odaklanan Kanadalı-İngiliz bir yöneticidir. Meksika’daki paydaşlara Batı girişimlerini desteklemedeki rolü konusunda danışmanlık yaparak önemli bir zaman geçirmiştir.

 

Kaynak: The Hill

DEVAMINI OKU KAPAT

İsrail’in Olası Bir Kara Harekatının Riskleri

Fotoğraf: AA
İsrail ordusu bir kez daha Gazze’nin kuzeyinde yaşayanlara güneye inme çağrısında bulunurken, kara harekâtı ihtimali artıyor ancak bu durum bazı riskleri de beraberinde getiriyor. Amerikan The Hill gazetesi makalesinde bu…

İsrail ordusu bir kez daha Gazze’nin kuzeyinde yaşayanlara güneye inme çağrısında bulunurken, kara harekâtı ihtimali artıyor ancak bu durum bazı riskleri de beraberinde getiriyor.

Amerikan The Hill gazetesi makalesinde bu risklere dikkat çekti.

Öncelikle kara harekâtının risklerinden biri sivil kayıpların artmasıdır.

Herhangi bir kara harekâtı uzun, kanlı ve evden eve çatışmalara sahne olabilir.

Bu da Gazze’deki nüfus için büyük bir tehdit oluşturmaktadır.

Sadece hava saldırıları 1,500’ü çocuk olmak üzere 4,000’den fazla sivili öldürmüştür.

1 milyondan fazla Gazzeli evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Notre Dame Üniversitesi profesörlerinden David Cortright, Gazze’deki çatışmaların İsrail için önemli riskler oluşturduğuna dikkat çekiyor.

Cortright, İsrail’in bir yandan Filistin halkıyla siyasi bir çözüm ararken diğer yandan da İsrail’e yönelik saldırılardan sorumlu Hamas üyelerini adalet önüne çıkarmak için uluslararası bir mahkeme kurması gerektiğini söylüyor.

Cortright, uluslararası sempatinin Hamas tarafından öldürülen masum İsraillilerden Gazze’de İsrail bombardımanıyla öldürülen çocuklara kaydığını ve bunun İsrail’in kaçınması gereken bir tuzak olduğunu belirtiyor.

Olası bir kara harekatının bir diğer riski de İsrail ordusuyla ilgili.

İsrail böyle bir kara harekatında çok sayıda askerini kaybedebilir.

İsrail 2004 yılında Hamas’la yaptığı savaşta 66 askerini kaybetti.

Askerler tüneller, tuzaklar, mayınlar ve keskin nişancılar arasında savaşmakta zorlanıyor.

İsrail’in 66 askerini kaybettiği savaş sadece birkaç hafta sürmüş ve İsrail Gazze’nin sadece bir kısmına girebilmişti.

Şimdi İsrail Hamas’ı yok etmek için geniş çaplı bir operasyondan bahsediyor.

İsrail şimdiden 360,000 yedek askeri göreve çağırdı.

Daha büyük bir operasyon daha fazla kaynak ve daha fazla zaman demek. Bu da daha fazla hayatı riske atar.

Atlantik Konseyi’nden Alp Sevimlisoy, İsrail güçlerinin tuzakların ve birçok zorluğun üstesinden gelmek için bölge bölge küçük başarı parametreleri belirlemesi gerektiğini belirtiyor.

Sevimlisoy’a göre İsrail ordusu öncelikle yüzde 75-80 oranında coğrafi kontrol sağlayana kadar bölge bölge kontrolü ele almalı.

Sevimlisoy bunun birkaç ay sürebileceğini söyledi.

İsrail halkı Hamas saldırılarında yaklaşık 1,400 İsraillinin öldürülmesine öfkeli. Ancak İsrail ordusu, sonucu belirsiz olası bir kara harekatında önemli kayıplar verirse bu durum değişebilir.

Maariv’in yaptığı bir ankete göre kara harekâtını destekleyenlerin oranı yüzde 65, karşı çıkanların oranı ise yüzde 21.

Chatham House’dan Bilal Saab Amerikan desteğinin de zaman içinde değişebileceğini belirtiyor.

Saab, İsrail’in Hamas’ı yok edebilecek güçte olduğunu söylüyor ancak ekliyor: “Saldırı tek başına yapılacak, ordu müttefiklerinin görüşlerini, düşmanlarının tehditlerini ve kamuoyunu hesaba katmak zorunda. Hepsi önemli ve hepsi öngörülemez” diyor.

Arap dünyasıyla ilişkilerin zayıflaması olası bir kara harekatının risklerinden biri.

Arap dünyasında İsrail’in Gazze’ye yönelik hava saldırılarına karşı öfke var.

Ancak Gazze’deki bir savaş Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki öfkeyi daha da körükleyebilir. Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki ilişkileri normalleştirmeye yönelik diplomatik çabaları baltalayabilir.

İsrail bölgede daha da yalnızlaşabilir.

Böyle bir durumda Arap halkları hükümetleri üzerinde baskı kurabilir.

İsrail’in olası bir kara saldırısında ikinci bir cephe açılması riski de var.

Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırılarından bu yana İsrail-Lübnan sınırında neredeyse her gün silah sesleri duyuluyor.

Hizbullah liderleri İranlı yetkililerle bir araya geldi. İran hem Hizbullah’ı hem de Hamas’ı destekliyor.

Ve son günlerde İranlı yetkililer Gazze’ye yönelik saldırıların devam etmesi halinde harekete geçebileceklerini belirttiler.

Kaynak:  VOA

DEVAMINI OKU KAPAT